Öğretmen ve Eğitim Dergisi     

 
Abonelik
Anketler
Editörden
Film Kulübü
Güncel Yazılar
Haberler
İktibas
İletişim
İyi Örnekler
Karikatür
Profesyonel Gelişme
Röportajlar
Tüm Sayılar
Ünlemler
Web Siteleri
Yazar Öğretmenler
Yazarlar
Yazı Gönder
Yorum Yaz
- EDİTÖRDEN

11. Sayı- Editörden

Öğretmenin de Yenisi (mi) Makbuldür? Öğretmenler Günü’nde bir emektar öğretmenle tanıştım. Devlet okullarında 25 yıl görev yaptıktan sonra
   
- Sosyal Ağlarda Bize Katılın
Öncü Eğitimciler Facebook SayfasıÖncü Eğitimciler Twitter SayfasıGoogle Grupları
 ÖĞRETMENLERE PSİKOLOJİK TUZAK!
(Bu yazı 3067 kez görüntülendi.)
 

Prof.Dr. Erol GÖKA

Eğitim ve öğretime kutsallık atfetmek

ÖĞRETMENLERE PSİKOLOJİK TUZAK!

Malumunuz içinde bulunduğumuz günlerin aktüel konularından biri de “öğretmenler”. Ülkemizin önde gelen psikiyatrist-yazarlarından Prof. Dr. Erol Goka’ya öğretmenlik ve eğitimle ilgili sorular yönelttik. Dikkatlerinize arzediyoruz…

Adil gülmez/dikab öğretmeni-istanbul

Soru 1- Bilenlerin bilmeyenlere bilgi aktarması diyebileceğimiz eğitim sizce mukaddes, öğretmenlik kutsal bir meslek midir?

Cevap 1-“Kutsiyet” atfetmekteki mana önemli. Elbette sadece ilahiyat bakışıyla kendimizi sınırlarsak -ki bana göre kavram tamamen ilahiyat alanıyla ilgili olduğu için sınırlamalıyız- durduk yerde yeni kutsallıklar icat edemeyiz. Ancak gündelik dilde bazı mesleklerin (daha çok hekimlere, sağlık çalışanlarına ve öğretmenlere) hayatımızdaki önemini vurgulamak adına, özensizce “kutsal” sıfatı ilave ettiğimiz çok oluyor.

Beni, daha çok niye bazı mesleklere -hiç de bu mesleği icra eden insanlara pek de saygılı davranmadığımız halde- kutsallık atfettiğimiz ilgilendiriyor. Hem kıymetini bilmeyip hem “kutsal” diyorsan demek ki, o zaman bu mesleği yapan insanların sırtına kaldıramayacakları bir yük yüklemek, onları bu yükün altında ezmek, çalıştırdıkça çalıştırmak istiyorsun. Yani kutsallık atfedilen mesleklerde yöneticilerin ve toplumun, bu meslek sahiplerine psikolojik bir tuzağından bahsetmek mümkün…

Kadrolaşma iddiaları ciddiye alınmalıdır

Soru2- Devletin eğitimde hem finansör, hem mal-hizmet üreticisi, hem yönetici olarak yer alması, hatta tekel kurmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? MEB ‘teki değişimin amacı hükümet adına bir kadrolaşma hareketi midir?

Cevap2-“Temel eğitim”i yeniden tanımlarsak bu açmazı çözebiliriz. Temel eğitimi biz daha ziyade şimdiki düzenin meşrulaştırılması amacıyla eğitimin kullanılması manasında anlıyor ve buna göre davranıyoruz. Böyle bir bakış oldukça ideolojik ve hatta “zihin faşizmi”dir. Oysa temel eğitimden devletin her yurttaşına modern dünya hayatı ve bireyselliğini anlaması, geliştirmesi için sunduğu, devleti değil toplumu ve bireyi esas alan bir yaklaşımı anlarsak, iş değişir. Böyle bir anlayışa sahip olması halinde devlet temel eğitimde ana figür olabilir, hatta olması şarttır. Temel eğitimin dışında devletin eğitimde ana figür olması gerekmez, yerini yurttaş girişimlerine bırakarak sadece denetleme işlevi üstlenebilir.

Türkiye’de ise daha bunları tartışmadan önce ele alınması gereken bazı yapısal-toplumsal dertlerimiz var. Segmenter bir toplumda yaşıyoruz. Siyasi iktidarı ele geçirenler kendi segmentinin çıkarlarını her şeyin önüne alıyor, kadrolaşma hizmetin kendisinden daha önemli hale geliyor. Çok güzel sözlerin sahipleri bile maalesef böyle tutumlar gösterebiliyor. Bu yüzden gerçekten özgür ve adil bir toplumdan yana olanlar, “kadrolaşma” konusundaki eleştirileri çok dikkate almalı, bunları boşa çıkarmak için ellerinden geleni yapmalıdırlar.
Soru3 - Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in inisiyatifiyle MEB Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da değişiklik yapıldı. Amaç maddesi yenilendi. Uygarlık değerleriyle daha uyumlu, tek tipleştirmeyi esas almayan, insan haklarını öne çıkaran, ekonomik bakımdan globalleşmeye katkıda bulunacak becerileri geliştirmeyi temel alan bir amaç maddesi getirildi Birçok öğretmen veya öğretmen oluşumu yeni bakanın söylem ve üslubundan rahatsız bunun nedeni değişime karşı bir çeşit direnç midir?

Cevap3-Bu söylediklerinizden “ekonomik bakımdan globalleşmeye katkıda bulunacak beceri” sözü dışında beni rahatsız eden bir ifade yok. Tam tersine yukarıda anlatmaya çalıştığım eğitim anlayışının amacı dile getirilmiş. Ama “ekonomik bakımdan globalleşmeye katkıda bulunacak beceri” sözünün gerçek sahibini tanımak isterim. Bu ifadenin sahibi (çeviri değilse) kendisini çok ama çok dünya ekonomisini yönetenlerin yerine koymuş olmalı… Bakın birçok güzel sözü, tek bir ifade nasıl berbat hale getirebiliyor. Yöneticilerimiz, herkesin birbirini yanlış anlamaya hazır ve nazır olduğu toplumumuzda sözlerini çok dikkatle sarf etmeli…

Soru4-Ücretsiz kitap uygulamasıyla çok seçenekli eğitim imkânı bitmiş, tek tip bilgilenme dayatılmış, ama en az bunun kadar önemlisi, ücretsiz kitap basımı için ayrılan mali kaynak ta tekelleştirilmiş mi oluyor?

Cevap4-Evet, tam da belirttiğiniz nedenlerle ücretsiz kitap uygulamasının sakıncaları var ama faydası daha çok gibi geliyor bana dışarıdan baktığımda. Aklıma da “Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi” geliyor. Beslenme, barınma, korunma gibi temel ihtiyaçlar sağlanmadan kendini gerçekleştirmeden bahsedemeyiz ki… Son tahlilde ücretsiz kitap uygulamasını destekliyorum.

Üçüncü yol

Soru5-Türk milli eğitiminin, üretime ve entelektüel hayata katkısı malum sınırlı. Acaba yenileşme ve dönüşüm hareketleri bu yönde bir ivme getirebilir mi?

Cevap5-Çok enteresan biçimde şimdiye kadar düşünce hayatımıza, Milli eğitim politikamıza karşı olan duruşlar, kişilik itibariyle muhalefete yatkın olan insanlar yön verdi. Elbette bunlar da olmalıdır ama asıl hatta tek çizginin muhalefet olması düşündürücüdür ve sağlıklı değildir. Milli eğitimden beklediğimiz, insanımızın yeteneklerini saptayan, gelişmesi için teşvik eden bir yaklaşım içinde olmasıdır. Şimdi oraya doğru bir yönelim diyemesek bile bir kavrayış var. İnşallah olumlu sonuçlar verir ve toplumuyla, devletiyle, tarihiyle barışık büyük düşünce insanlarımızı, sanatçılarımızı hep birlikte görürüz. Ancak sadece ceberrut ve vesayetçi bir sistem ve devlet anlayışı ve uygulaması değildir düşünce dünyamızdaki kısırlığın nedeni. Tarihsel psikolojimizdeki göçebelik ve sözlü kültür dairesinde yaşamak, gösteriş ve şatafata önem veren potlaç kültürü hususiyetlerini taşımak gibi çok daha köklü dertlerimiz vardır. Acele etmeden, sabırla ama mutlaka dertlerimizi konuşabilecek özgür bir demokratik ortamda yol almamız gerekiyor.

Soru6-Eğitimin özel finansmanı devletin ideoloji dayatmasını sınırlayacaktır deniliyor, üçüncü şık yok mu yani hem eğitim ücretsiz olsun hem de devlet ideoloji dayatmasın deme hakkımız var mı?

Cevap6-Kesinlikle var ve yine kesinlikle ben üçüncü yoldan yanayım. Eğitimimizin özelleştirme boyutu olmalıdır ama asla eğitimimizin esası özel finansmana dayanmamalıdır. Bana göre özgür ve eşit yurttaşlık bilincinin aslı, esası olan “temel eğitim”dir. Temel eğitim dilediğimiz ve arzuladığımız özgürlükçü potansiyellere sahip olsa, gönlümden geçen, temel eğitimdeki tüm özel uygulamalara son verilmesidir.

Prof. Dr. Erol Göka kimdir?

1959, Denizli doğumlu. 92'de doçent oldu ve 2010 yılı başında Konya Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı’na “Profesör” olarak atandı. Erol Göka, ülkemizde psikiyatrik hizmetlerin çağdaş biçimlerde örgütlenebilmesi çalışmalarına etkin olarak katılmakta, iki dönemden beri “Başbakanlık Özürlüler Yüksek Kurulu Üyeliği”nde bulunmaktadır.

Psikiyatrinin birçok alanında yapılan bilimsel çalışmalarda yer almasına rağmen ilgisi, daha çok psikiyatrinin sosyal bilimlerle ve felsefe ile kesişim noktalarında yoğunlaşmıştır. Göka'nın kitaplarından bazıları: Türklerin Psikolojisi, Yeni Bir Psikoloji, Türklerde Liderlik ve Fanatizm, Kadınlar Erkekler Âşıklar.

Adil GÜLMEZ

(Bu yazı 3067 kez görüntülendi.) 0000-00-00
 
 
   
 
İstanbul - İbrahim Hakan KARATAŞ E-posta: ihkaratas@gmail.com
www.materyal.org.trwww.oncuegitimciler.org.tr www.egitimakademisi.org.tr