Öğretmen ve Eğitim Dergisi     

 
Abonelik
Anketler
Editörden
Film Kulübü
Güncel Yazılar
Haberler
İktibas
İletişim
İyi Örnekler
Karikatür
Profesyonel Gelişme
Röportajlar
Tüm Sayılar
Ünlemler
Web Siteleri
Yazar Öğretmenler
Yazarlar
Yazı Gönder
Yorum Yaz
- EDİTÖRDEN

11. Sayı- Editörden

Öğretmenin de Yenisi (mi) Makbuldür? Öğretmenler Günü’nde bir emektar öğretmenle tanıştım. Devlet okullarında 25 yıl görev yaptıktan sonra
   
- Sosyal Ağlarda Bize Katılın
Öncü Eğitimciler Facebook SayfasıÖncü Eğitimciler Twitter SayfasıGoogle Grupları
 Prof. Dr. Selahattin Turan-Okulu Yeniden Mayalamak
(Bu yazı 2775 kez görüntülendi.)
 

 

Yirmi birinci yüzyıl, önceki asırlardan birçok yönlerden ayrılıyor. Burada son iki yüzyıldaki bilinen değişim, dönüşüm ve sarsıntıları burada tartışmamız oldukça zor. Bununla birlikte bu yüzyıldaki sismikdeğişimleri eğitim sistemimiz açısından yorumlayabilmek ve geleceğe dönük bazı çıkarımlarda bulunmak -bu bağlamda- hayatî bir önem taşıyor. Dünyada olup bitenler ışığında -her ülke- eğitim ve okulu; kendi gelecekleri açısından yeniden kuruyor, stratejiler geliştiriyor, yeniden şekillendiriyor ve okula yeni anlamlar yüklüyor.

Türkiye, yaş ortalaması otuzun altında olan genç ve dinamik bir nüfus ve toplum yapısın sahip. Genç ve dinamik toplum yapımız iyi analiz edilip –eğitimde- özgün stratejiler geliştirildiğinde söz konusu bu genç nüfus ülkemiz açısından büyük bir avantaj olarak telakki edilebilir. Türkiye’nin genç nüfusu, son çeyrek yüzyılda, özellikle Batılıların dikkatini çeken bir husustur. Nüfus ve dinamik yapımız analiz edilmesi gereken en stratejik konudur. Bu konuda kafa yorulması, üniversitelerin bu konu ile ilgili raporlar hazırlaması ve araştırmalar yapması gereklidir. Dünya dinamikleri, toplum yapıları ve geleceğe ilişkin veriler incelendiğinde; gelecek elli yılın Türkiye’nin lehine olacağı yönünde bazı temayüllerin olduğu görülmektedir. Gelecek 50 yılda Türkiye nüfusu birçok Avrupalı ülke nüfuslarından daha fazla olacaktır. Nüfus stratejistlerine göre ‘gelecek yüzyıl kimsenin elinde değil.’ Eğer bu genç nüfusu bir eğitim seferberliği ile yeniden ele alır; eğitim sistemimizi eleyici sınavlardan kurtarır; onları sıraya dizmeden, yaftalamadan yetiştirebilirsek; her bir öğrenciyi Türkiye’nin geleceği için bir potansiyel olarak görürsek; yarınlar bugünden daha iyi olacaktır.

Dünyadaki çağcıl gelişmeleri eğitim politikaları açısından yorumlayabilmek ve mevcut sistem içinde anlamlandırılabilmek için birkaç hususa dikkat etmemiz gerekiyor. Birincisi, toplumumuz için en stratejik varlık‘birey’dir. Bu varsayımından hareketle; her çocuğu biricik olarak algılayacak yeni eğitim modelini kurmak zorundayız. Bu bağlamda özellikle Batıcı eğitim politika ve teorilerini Türkiye’ye aktarma yerine eğitim ve okul sistemimizi kendi ‘uygarlık’ tasarımımıza hizmet edecek şekilde yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Bu bağlamda eğitim sistemimizin, -okul öncesinden yükseköğretime kadar- bir sistem bütünlüğü içinde ele alacak esnek, her zaman ve koşula uyarlanabilir, hızlı hareket kabiliyeti olan bir yapı ve davranışa kavuşturulması gerekiyor.İkinci husus,  -gelecek yirmi yılda- gençlerin en önemli sorunu ‘kendi kendini yönetememe’ olgusu olacaktır ve Türk eğitim sistemi buna hiç hazır değildir. Bu bağlamda çocukların kendi kendilerini yönetebilme ve yaşamı bir bütün olarak algılayabilmeleri için akademik başarı merkezli eğitim sistemi yerine -iyi ödev insanı-yetiştirme felsefesini esasa alan bir anlayışa geçilmesi gerekiyor.  Bunun için eğitim sisteminin merkezine çocuklardaki benlik algısı ve benlik terbiyesini güçlendirecek stratejilerin yerleştirilmesi gerekiyor. Üçüncü husus, nesiller arası kopuş ve bu kopuşun getirdiği nesiller arası değer aktarımı meselesidir.  Bu bağlamda yüzleşmemiz ve üstesinden gelmemiz gereken en önemli husus, insanî kimliğin inşa edilmesi ve sürdürülmesinde yaşanan ve artarak devam edecek gibi görünen değerler yıpranmasıdır.  Genç nüfusun ve özellikle de öğrencilerin kendi ve toplumlarına olan güvendeki zayıflama sürecini hızlandıracak -toplumumuzun ortak yönelişini sekteye uğratacak- bir tehlike ile karşı karşıya kalmalarıdır. Türkiye eğitim konusunda başını kaldırıp gökyüzüne bakmalıdır. İleride ve gökyüzünde yıldızlar var; bu yönelişin ve dirilişin farkını eğitim ile olacağının farkında olmamız gerekiyor. Bunun için başlangıç noktası okulun “cümle varlığın birliğini” esas alacak şekilde yeniden mayalanmasıdır.

 

(Bu yazı 2775 kez görüntülendi.) 2014-01-22
 
Sayfaya Yorum Ekle
Adınız  E-posta
Yorumunuz
 
 
   
 
İstanbul - İbrahim Hakan KARATAŞ E-posta: ihkaratas@gmail.com
www.materyal.org.trwww.oncuegitimciler.org.tr www.egitimakademisi.org.tr