Öğretmen ve Eğitim Dergisi     

 
Abonelik
Anketler
Editörden
Film Kulübü
Güncel Yazılar
Haberler
İktibas
İletişim
İyi Örnekler
Karikatür
Profesyonel Gelişme
Röportajlar
Tüm Sayılar
Ünlemler
Web Siteleri
Yazar Öğretmenler
Yazarlar
Yazı Gönder
Yorum Yaz
- EDİTÖRDEN

11. Sayı- Editörden

Öğretmenin de Yenisi (mi) Makbuldür? Öğretmenler Günü’nde bir emektar öğretmenle tanıştım. Devlet okullarında 25 yıl görev yaptıktan sonra
   
- Sosyal Ağlarda Bize Katılın
Öncü Eğitimciler Facebook SayfasıÖncü Eğitimciler Twitter SayfasıGoogle Grupları
 Dr.İbrahim Hakan KARATAŞ-Öğretmen Bakan İletişimi
(Bu yazı 2021 kez görüntülendi.)
 

Yaklaşık yedi yüz bin profesyonelden oluşan bir topluluğuz. Görev yaptığımız okullar, şehirler, kurumlar farklı. Her birimiz ayrı bir alanın uzmanıyız. Muhatap olduğumuz kitleler de değişik. Okul öncesinden ortaöğretime kadar insan yaşamının en kritik dönemlerindeki çocuklarla ve gençlerle buluşuyoruz her gün. Ve her birimiz farklı sosyo ekonomik düzeyden ailelerin gelecek beklentilerini karşılamaya çalışıyoruz.

Yaşam tarzlarımız da dünya görüşlerimiz de farklı. Liberal olanlarımız da var, muhafazakar olanlarımız da. Kimimiz sosyalist kimimiz sosyal demokrat. Milliyetçiler de var aramızda ulusalcılar da. Dindarlar kadar olmasa da ateist, hedonist, agnostik arkadaşlarımız var aynı öğretmenler odasında. Kimi çok varlıklı ailelerin çoçukları olsa da pek çoğumuz orta tabakadan sayılırız. Değerlerimiz, zevklerimiz, tercihlerimiz, algılarımız farklı farklı o yüzden. Olayları okuyuşumuz, sorun tanımlarımız birbirine zıt noktalarda olabiliyor çoğu zaman.

Bu farklılıklarımız iş yapış tarzımıza da profesyonellik anlayışımıza da etki ediyor kuşkusuz. Ama en çok iletişim becerilerimizde gösteriyor etkilerini. Öğrencimizle, meslektaşımızla, yöneticilerle, velilerle ve toplumla iletişimimizin belirleyicisi bu farklılıklarımız. Ve elbette bakan ile iletişimimize de yansıyor tüm bu ayrıntılar.

Bu şartlarda öğretmen bakanla nasıl iletişim kurar? Bu soruya net ve anlaşılır bir cevap vermek ilk bakışta mümkün görünmüyor. Zira konumumuz, sosyal statümüz, yaşam algımız, beklentilerimiz ve elbette yetişme tarzımızdaki farklılıklar iletişimde ortak bir dil kullanma imkanını zorlaştırıyor. Diğer taraftan o kadar canlı bir mesleğimiz var ki neredeyse her gün her hafta sürekli iletişim halinde olmamızı gerektiriyor, hatta Bakanla bile. Bir de buna çağımızın hızını ve değişim gerçeğini kattığımızda bu iletişimin kısa süreli kopmalarda bile büyük maliyetlere yol açacağınızı bittecrübe biliyoruz.

Bir husus daha var: Eğitim sistemimzin yapılanma biçimi. Sıkı merkeziyetçi bir kurumda çalışıyoruz. Yönetim tek elde. Hemen her ayrıntıda nihai karar merkezde toplanmış durumda. Amaç, içerik, yöntem, alt yapı ve diğer tüm ayrıntılar ile ilgili pek fazla söz hakkımız olmuyor.  

Hal böyle olunca biz öğretmenlerin bakanla iletişimi tam bir çetrefil durum arz ediyor. Bu noktada iki yol çıkıyor karşımıza: Ya tüm farklılıklarımızı bir kenara itip bakan ile iletişim kurma ihtiyacı duyduğumuzda bunu tek bir ses ve tek bir ağız olarak yapmamız gerekiyor ya da her birimiz kendi sesini duyurmak için daha baskın bir sesle konuşmak zorunda kalıyor. Birinci yolu tercih ettiğimizde sahip olduğumuz farklılıklarımızın bize ve işimize kattığı zenginlikleri göz ardı etmemiz gerekecek. İkinci yolu seçtiğimizde ne kendimizi ifade edebileceğiz ne de bir sonuç alabileceğiz.

İletişim alanında uzman olanların detaylarını daha iyi bileceği kitlesel iletişim teorilerini burada yeniden masaya yatırmak gerekiyor anlaşılan. Çeşitliliğin bu kadar fazla olduğu bir kitle nasıl yapacak da dertlerini, sıkıntılarını, beklentilerini, hayallerini, duygularını en anlaşılır biçimde ve hızlıca muhatabına (Bakana) iletme fırsat ve yolunu bulabilecek?

Bir önceki yazımızda bakana öğretmenle iletişim sağlıklı iletişim kurma konusunda aklımıza gelenleri sıralamıştık. Bu yolların bir çoğu elbette öğretmenler tarafından da kullanılabilir. Bu yolların başında elbette resmi kanallarla sağlanan iletişim geliyor. Bunun yanında, bir blog aracılığıyla, sosyal medya üzerinden ya da açık mektuplarla bakana kendimizi anlatabiliriz.

Ancak çoğulcu toplumlarda kitle olarak sağlıklı bir iletişim kurmanın ve sonuç almanın en etkili yolunun sivil toplum çeşitliliğini artırmaktan geçtiğini düşünüyorum. Şöyle ki yukarıda sıralanan farklılıklarımızın tek bir çatı altında toplanması ve tamamının tek bir kurum aracılığıyla temsil edilmesi mümkün olmayan ve hatta zararlı bile olabilecek bir durumdur. Ne var ki Türkiye'deki durum böyle. Yani çok azımız bir sivil toplum birlikteliği içinde yer alıyoruz ve bu tercihimiz de çoğunlukla dünya görüşümüzün bizi yönlendiridiği tek bir adres oluyor. Son yıllarda bu alanda bir gelişme, derinleşme ve zenginleşme yaşadığımızı kabul etsek de henüz gerçek ve çağdaş çoğulcu bir toplumu örnekleekten çok uzaktayız.

O halde toplumun eğitim ortalaması en yüksek kesimi olarak bizler farklı taleplerimizi karşılayan birden çok yapı içerisinde bulunabiliriz. Neden her birimiz ne az on farklı yapı içinde yer almıyoruz? Ve neden içinde bulunmak istediğimiz yapıları kendi özgün farklılıklarımızı esas almak suretiyle kişisel tercihlerimizle belirlemiyoruz?

Yani tam bir şebeke oluşturabiliriz. Bu şebekede her birimiz, farklı konu/sorun/beklenti alanlarıyla ilgili birden çok yapı içerisinde aktif rol alarak belli bir konuda bizimle aynı duygu ve düşünceleri paylaşan diğerleriyle buluşabiliriz. Bir kurumda özlük haklarımızı savunurken, diğer kurumda eğitimin içeriğine, başka bir kurumda sosyal hayatımıza, uç bir kurumda çok özel beklentilerimize dair bir güç oluşturabiliriz. Bu durumda kişisel olarak demokrasiiyi içselleştirdiğimizi, insan hak ve hürriyetlerine değer verdiğimizi şahsen örneklemiş oluruz. Diğer taraftan kişisel tercihimizle mensubu olduğumuz kurumun kurumsal gücünü ve itibarını artırırız ve böylece daha güçlü bir muhatap olmayı başarırız. Bu şebekeleşme örgütlenmeler arasındaki güç dengesini ve demokrasiyi de bir kıvama getirecektir. Ve elbette bakan (devlet) bizim bu bilinçli tercihimizle oluşturduğumuz çok boyutlu yapının derinliğini, özgünlüğünü ve gücünü kabul etmek durumunda kalacaktır.

Tabii bütün bu sürecin kritik aşaması gerçek niyetimiz olacaktır: Ben bir öğretmen olarak gerçekten sınıftaki öğrencilerimin kendilerini gerçekleştirme süreçlerine destek ve rehberlik görevimi en iyi şekilde yerine getirmek için mi bu iletişime ihtiyaç duyuyorum?

 

   

(Bu yazı 2021 kez görüntülendi.) 2014-01-22
 
Sayfaya Yorum Ekle
Adınız  E-posta
Yorumunuz
 
 
   
 
İstanbul - İbrahim Hakan KARATAŞ E-posta: ihkaratas@gmail.com
www.materyal.org.trwww.oncuegitimciler.org.tr www.egitimakademisi.org.tr