Öğretmen ve Eğitim Dergisi     

 
Abonelik
Anketler
Editörden
Film Kulübü
Güncel Yazılar
Haberler
İktibas
İletişim
İyi Örnekler
Karikatür
Profesyonel Gelişme
Röportajlar
Tüm Sayılar
Ünlemler
Web Siteleri
Yazar Öğretmenler
Yazarlar
Yazı Gönder
Yorum Yaz
- EDİTÖRDEN

11. Sayı- Editörden

Öğretmenin de Yenisi (mi) Makbuldür? Öğretmenler Günü’nde bir emektar öğretmenle tanıştım. Devlet okullarında 25 yıl görev yaptıktan sonra
   
- Sosyal Ağlarda Bize Katılın
Öncü Eğitimciler Facebook SayfasıÖncü Eğitimciler Twitter SayfasıGoogle Grupları
 Cüneyt ANCIN- Niyet Ettim Muallim Olmaya
(Bu yazı 1101 kez görüntülendi.)
 

Niyet Ettim Muallim Olmaya…

Mehmet Cüneyt ANCIN                                                                                                                                                                                                                                                                  Tarih Öğretmeni ve Eğitim Yöneticisi/İstanbul

 

Bir toplumda kimler öğretmen olabilir? Öğretmenler nerede, nasıl ve ne sürede yetişir? Bu mesleğin temel parametreleri nelerdir? Mesleğine başlayan kişi, kendini ne zaman öğretmen olarak hissetmeye başlar? Öğretmenlik, meslekler arasında dünyada ve ülkemizde hak ettiği değeri görüyor mu? Bu ve benzeri sorularla bu mesleğin 5N1K’sını cevaplamaya kalktığımızda nasıl bir tablo ile karşılaşıyoruz? Böylece Öğretmenler Odası için can alıcı yeni bir anket konusu daha belirlemiş oluyoruz. Haydi bakalım editörümüze ve ekibine kolay gelsin diyoruz. Biz başlıkta tercih ettiğimiz gibi kavramlarımızda klasiğimize yönelip yazı boyu “muallim”i “öğretmen”e tercih etmeye çalışalım.

Küresel ve yerel kültürel değişme ve gelişme süreçlerinden bağımsız olarak “öğretmen”i tanımlayabilmek ne kadar zorsa, kendi toplumu içerisindeki rolü itibariyle onu var olduğu konumdan daha farklı yerde değerlendirebilmek de o kadar zordur. Günümüzde sosyal değişim ve gelişimin, giderek artan bilgiye erişim hızının, bir o kadar görselliğin ve dolayısıyla eğlence kültürünün etkisi altında yaşandığını yadsıyamayız. Bu durum da eğitim ve öğretim süreçlerini hem iş görenler, hem müfredat ve hem de materyaller açısından değişime zorluyor. Bu kaçınılmaz değişimin öğretmenin rolünü ve statüsünü sorgulamayı da beraberinde getirdiği rahatlıkla gözlemlenebilmektedir. Etik değerler içerisinde kalmaya dikkat ederek, rol ve statü bakımından karşılıklı güven esasına dayalı sağlıklı iletişim becerisini geliştirebilen toplumlarda bu sorgulama süreçleri daha az kırılgan olmaktadır. Bu da meşru toplumsal konsensüsün güçlü şekilde kurulması ile mümkün olabiliyor. Bugün Türkiye toplumu, ortak paydasını zorlayan etkilere maruz kaldığından gelir dağılımı yanında, kültürlenme süreçlerindeki farklılıklar da dikkate alındığında meşru konsensüsünü yeniden inşa etmek durumunda kalmıştır. Yeni konsensüs ise yeni bir toplumsal bilinç düzeyini, dolayısıyla paradigma değişikliğini işaret etmektedir. Tüm toplumların geçiş dönemlerinde o toplumun eğitimcilerine önemli mükellefiyet düşmüş, onlar da mükellefiyeti yerine getirebildikleri ölçüde topluma karşı tarihi görevlerini ifa etmişlerdir. Öyleyse bugün için de yeni paradigmayı kuracak muallimlere ihtiyaç duyulduğu bir gerçekliktir.

Her toplumun zor zamanlarında mürekkep yalamış, sosyal ve kültürel düzeyi yüksek, ileri görüşü, hoşgörüsü, toplumu yönlendirme becerisi bakımından önde gelen kişileri olarak bilinir muallimler. Hatta savaşlarda bizzat cepheye koşar, hitabeti ve etkileme gücü ile halkın mukavemet gücünü arttıran manevi motivasyonunu yüksek tutar. Özellikle kırsal hayatın içerisinde afetlerde ilk yardım ve arama kurtarma görevlisi, yeni doğan çocukların isim babası, tartışmaların ve geçimsizliklerin hakemi, bilen kişi olmuştur muallim. İslam medeniyetinde dini ve dünyevi yaşantı ayrımcılığı olmadığından ilmi tedvinden geçen her kişi bu değeri görürdü. “Mektep medrese görmüş olmak” yakın zamana kadar bu topraklarda en önemli değerdi. Bu değeri bugünün okul, “dershane” ve bilgi enflasyonu ortadan kaldırabilmiş midir acaba? Müşfik ana-baba rolünü gerçek anne ve babadan daha iyi deruhte eden muallimlerimize ne oldu? Elbette “Amin alayı” ile gidilen “mekteb-i sıbyan”ın pedagojik düzeyini sorgulayabilecek kapasiteden geriye düşülmesi, kültür kodlarımızda derin bir çatlak olarak yer alacaktır. Yine de okul ile hayatı birleştirme gayretiyle atılacak her adım, sosyal uyum sorunumuzu çözmede sonuca etki edecektir. Dolayısıyla muallimimizin sosyal barış uzmanı olma, toplumun hamurunu yoğurma zorunluluğu vardır.

Çağa tanıklık edecek bir geçmiş bilgisi ve çağı dönüştürme azmi olmalı muallimin. Dert sahibi olmak, derdinden çerağ gibi yanmak, delice araştırma azmini öğrencilerine yüklemek elbette zor zanaat. Bu yüzden de öğretmenlik mesleği bir zanaat değil, aşkla icra edilen bir sanattır. İşine aşık ustadan çırağa geçmesi beklenen bir sanat. Bu sanata talip olana da “aday öğretmen” deniyor. Ama niceden beridir öğretmenlik, usta çırak ilişkisi içerisinde şekillenmiyor. Öğretmenlerimiz yaşam becerilerini öğretmeleri beklenen öğrencilerinden bunları öğrenecek durumda kalabiliyorlar. Oysa diploma sahibi olmak ve KPSS kazanmak kadar önemli olan, gerçekten “ilim irfan ehli olmak” denilen bir husus var ki o da bir uzmanla birlikte çalışmayı icap ettiriyor. Çünkü bildikleriniz sizin üzerinizde belli bir etki bırakıyor olmalı. Karakteriniz, kişiliğiniz ona göre şekilleniyor. Şecerenize yansıyor hatta… Şimdi ustasının elinde pişecek çırak muallimlere ihtiyaç var.

“Kamus namustur” der Cemil Meriç. Evrensel literatürü bilmek tek başına yeterli olmamalı.Mazmununa sahip çıkan, onu vatan müdafaası gibi korumaya adanan kişidir muallim. İçinde yetiştiği kültür havzasının tüm pınarlarından kana kana içmiş olmanın verdiği engin birikim ve ortak hafızaya ilişkin tüm değerler bütününe sahip olmak, her dem kendi toplumunu yeniden var etmeye ve yaşatmaya yetecek özsuyunu üretir muallimin sadrında.  Oysa günümüzün yüzkırk karakter sığlığına kurban edilmiş birikimine “entellik” bile denilemez, kaldı ki muallimlik denilebilsin. Derinliğine ve derununa baliğ olma, bilginin siyak ve sibakına, getirdiği müktesabatına vakıf olma sorumluluğu, muallimi toplum nezdinde müracaat edilecek makam kılar. Öyleyse batıyı doğudan, yanlışı doğrudan ayırt edebilecek ve bu ayrımı kavratabilecek donanıma sahip bilge kişi olmalıdır muallim

Girdiği meclisin kültürel bağlamına saygı duymayı bilen erdemli kişidir muallim. Züccaciye dükkanına giren fil gibi yıkıp devirmez ortalığı. Mürüvvet sahibidir. Ufku, basireti ve feraseti açıktır. Tecrübelerini çöpe atmayan, devşirip biriktiren, biricik çocuklarına özenle katlayıp saklayandır muallim. Gül derlerken dikenine aldırmadan, kanını gözyaşına katarak, nesline can verendir muallim. Usul erkan bilip devrana giren, makamından okumasını öğretendir muallim. Edebiyatın edepten, edebin hürmetten naşi olduğunu bilir. Hikmetini yitiği bilip aramaya çıkmışken, yeri gelir yolda talebeleriyle kervan olur, yeri gelir yolcusuna han olur. Varlığında eriyip yok olmuş, ermiş kişidir muallim… Matlubu için kendini feda eden, neye aday olduğunu bilen bir talebedir. Tüm zamanları kuşanıp, tüm mekanları yurt edinirken, fırtınadan, borandan geçip sükûnete erebilendir. Kendi toprağa düşse de sancağı düşürmeyendir. Haydi niyet edelim dirilip her dem yeniden muallim olmaya…

(Bu yazı 1101 kez görüntülendi.) 2015-02-22
 
Sayfaya Yorum Ekle
Adınız  E-posta
Yorumunuz
 
 
   
 
İstanbul - İbrahim Hakan KARATAŞ E-posta: ihkaratas@gmail.com
www.materyal.org.trwww.oncuegitimciler.org.tr www.egitimakademisi.org.tr