Öğretmen ve Eğitim Dergisi     

 
Abonelik
Anketler
Editörden
Film Kulübü
Güncel Yazılar
Haberler
İktibas
İletişim
İyi Örnekler
Karikatür
Profesyonel Gelişme
Röportajlar
Tüm Sayılar
Ünlemler
Web Siteleri
Yazar Öğretmenler
Yazarlar
Yazı Gönder
Yorum Yaz
- EDİTÖRDEN

11. Sayı- Editörden

Öğretmenin de Yenisi (mi) Makbuldür? Öğretmenler Günü’nde bir emektar öğretmenle tanıştım. Devlet okullarında 25 yıl görev yaptıktan sonra
   
- Sosyal Ağlarda Bize Katılın
Öncü Eğitimciler Facebook SayfasıÖncü Eğitimciler Twitter SayfasıGoogle Grupları
 Ufuk COŞKUN- Barış Süreci ve Yeni Anayasada Eğitim
(Bu yazı 881 kez görüntülendi.)
 

Barış süreci ve Yeni Anayasada Eğitim

 

Türkiye uzun yıllar Kürt sorunu bağlamında bölgede barış ortamını sağlayamamıştı. Bu durum hem bölge insanını hem de ülkeyi ekonomik, siyasi ve sosyal bir takım olumsuzluklarla baş başa bıraktı. Kuşkusuz terörün eğitim öğretim faaliyetlerini de sekteye uğrattığı bilinen bir gerçektir. Bölge insanı yıllardır nitelikli eğitim öğretim imkânından yoksun bırakıldı. Ne var ki eğitim söz konusu olduğunda üzerinde durmamız gereken bir başka husus var o da; merkeziyetçi ve tek bir ideolojiye mahsus eğitim anlayışının ayrımsız toplumun farklı kesimlerine dayatılmasıdır. Bu şu demektir; bugün terörün bitmesi ve barış ortamın tesis edilmesiyle eğitimde ciddi bir kalkınma yaşanmayacaktır. Çünkü sorun eğitimin bizatihi kendisindedir. Barış ortamının tesis edilmesi ancak yeni anayasa sürecini hızlandırır tam da bu noktada eğitimin yeni anayasada nasıl tanzim edilmesi gerektiğini konuşmalıyız. Türkiye’de farklı kesimleri içine alan onları tek potada eritmeyen özgürlükçü bir eğitim anlayışın yerleşmesi gelinen noktada artık bir zorunluluktur.

 

Eğitim farklılıklara mesafeli;

 

Bugün Türkiye’deki mevcut toplumsal sorunların kökeninde farklı dil, inanç ve kültürleri dışlayan, yasaklayan ve onları yok sayan nasyonalist bir zihniyetle kurgulanmış bir eğitim sisteminin de payı bulunmaktadır. Ne yazık ki kimse meselenin eğitim boyutunu gündeme getirmemektedir. Partilerin hazırlamış oldukları anayasa taslaklarında da genel eğitim politikalarına dönük herhangi bir bilgiye rastlanılmamaktadır. Oysa mevcut eğitim anlayışı hala otoriter, dışlayıcı, tek-tip insan yetiştirmeye endeksli işlev görmekte dolayısıyla farklı kültürlere mesafeli yaklaşmaktadır. Geçenlerde Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı ve Avrupa Konseyi tarafından yürütülmekte olan "Demokratik Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi Projesi" kapsamında bir çalışmada bulundum. Üç gün boyunca eğitim hayatını tanzim eden tüm yasa ve yönetmelikleri gözden geçirdik. Bakıldığında bugün eğitim hayatını tanzim eden tüm yasa, yönetmelik ve birtakım uygulamaların çok eski olduğu görülmektedir. Olağanüstü ortamlarda yürürlüğe sokulan bu tür yasalarla eğitim kuşkusuz bireyin özgürleşmesini, farklılıkları birer zenginlik olarak görmesini dahası ufkunun ve hayal gücünün genişlemesini zorlaştırmaktadır.

 

Bu bakımdan insan haklarına dayalı, özgürlükçü, çok dilli, çok kültürlü, çoğulcu yeni bir eğitim felsefesine ihtiyaç duyulduğu aşikârdır. Kendine özgüveni olan, demokrat ve özgürlükçü bireylerin yetişmesine imkân tanımalıdır artık eğitim sistemi. Bu çerçevede eskiden kalma yasa ve yönetmelikler mutlaka gözden geçirilmeli ve eğitim, devleti değil bireyin hak ve özgürlüklerini koruyan bir anlayışla işlev görmelidir. Kısacası gelinen bu barış ortamında eğitimin multikültüralist bir perspektifle yeniden ele alınmaya ihtiyacı vardır.

 

Anayasada Eğitim

 

Türkiye’de yaşayan herkes kültürel, bilimsel, dini ve sanatsal faaliyetlerinde anadilini kullanma, anadilinde eğitim, öğrenim ve kamu hizmeti görme hakkına sahip olmalıdır. Resmi dilin öğrenilmesi ve öğretilmesi, bu hakkın kullanımına engel olmamalıdır.1982 Anayasasında yasaklanan anadil eğitimi yeni anayasada mutlaka özgürlükçü bir perspektifle yerini almalıdır. Aynı şekilde yeni anayasada birey seçtiği dini aynı inanca mensup insanlarla oluşturduğu cemaatlerle (sivil toplumla) yaşama yayma ve örgütleme hakkına sahip olmalıdır. Cemaatler vergi ödedikleri devletten çocuklarına dini eğitim vermesini de talep edebilirler. Verilecek olan din dersinin içeriğini belirleme hakkı da velilere ait olmalıdır. Dolayısıyla zorunlu din dersi kaldırılmalı. İnanç gruplarına bu alanda serbestlik tanınmalıdır.

 

 

Diğer taraftan eğitim birliğini öngören Tevhidi Tedrisat yasası da bugün eğitim özgürlüğü açısından bir sorun olarak karşımızda durmaktadır. Teknolojinin hızla geliştiği bir dünyada bugün çok farklı meslek dalları oluştu. Dolayısıyla bugün itibariyle yürürlükte tutulan Tevhid-i Tedrisat yasası bu hızı yakalamakta yetersiz kalmaktadır. Bu bakımdan toplumun ihtiyaç hissettiği gerek meslek adamını ve gerekse din adamını kendi bildiği yoldan kendi açacakları okullarda yetiştirmesinin önü mutlaka açılmalıdır. Ve bu yasa artık kaldırılmalıdır. Eğitimde ebeveynin rolü de üst düzeyde olmalıdır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Madde 26/3: “Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim türünü seçmek hakkını öncelikle haizdirler” der. Demokratik dünya bu maddenin gereğini yerine getiriyor. Örneğin Homeschooling gibi alternatif eğitim modellerinin uygulanmasına müsaade ediyor. ABD ve KANADA gibi ülkelerde bu yönde çıkarılmış çok sayıda yasa var. Hatta Amerikan senatosu 16 Eylül 1999 günü oybirliğiyle aldığı 183 nolu kararla 19-25 Eylül 1999 haftasını ‘Ulusal Kişi Merkezli/homeschooling Eğitim Haftası’ olarak belirlemiştir.

 

Yeni anayasada eğitim özgürlüğü kapsamında dile getirilmesi gereken bir başka ve önemli konu; militarist uygulamaların eğitim kurumları aracılığıyla artık çocuklara verilmemesi gerektiğidir. Bugün ilköğretimde çocuklara asker komutlarıyla içirilen yemin metninin ne pedagojiye nede hukuka uygun olduğunu söyleyebiliriz. Bu bakımdan yeni anayasa, militarizmin eğitimin tüm unsurlarından ayıklanması konusunda tedbirler almalıdır.

 

Eğitimin iktisadi boyutu atlanmamalıdır;

 

Türkiye’de kimsenin mali durumuna, görüşüne, dinine, ırkına, mezhebine vs. dikkate almadan herkesten toplanan vergilerle sağlanan eğitim hizmeti ne yazık ki sadece belirli bir kesimin işine yarayacak türden bir faaliyet olarak sunulmaktadır. Dolayısıyla mevcut finansman yönteminin milli eğitimin amaçlarında da ifade ettiğimiz gibi günümüz finans dünyasının bir hayli gerisinde bir anlayışla temin ediliyor olması da ayrıca önemlidir. Eğitim, iktisadi boyutu ve doğurduğu olumsuz sonuçlar görmezden gelinerek anayasada tanzim edilmemelidir. Çünkü vergi mükellefleri tarafından temin edilen servetin devlet tarafından alınıp dağıtılmasını öngören bu yerleşik mevcut finansman yaklaşımı ne yazık ki dünyanın geldiği bu noktada hiçbir yaraya merhem olmamaktadır. Devlet okullarında kalite düşüşüne neden olduğu gibi eğitim daha çok zengin ailelere dönük ayrıcalıklı bir hal almaktadır. Çünkü bu alanda yapılan birçok araştırma üniversite sınavına kazanan öğrencilerin orta ve orta üstü gelir düzeyine sahip ailelerin çocukları olduğunu göstermektedir. Yeni anayasa bu adaletsizliği ortadan kaldıracak bir anlayışla ele alınmalıdır.

 

Sonuç olarak;

Türkiye’de insan haklarına dayalı, özgürlükçü, çok dilli, çok kültürlü, çoğulcu yeni bir eğitim anlayışına ihtiyaç duyulduğu aşikârdır. Neticede eğitimin nihai amacı tek-tip insan üretmek değil birbirleriyle iyi ilişkiler kuran, kendine ait bir dünyası olan ve bu dünyasını kendisi için koyduğu ilkeleriyle zenginleştiren özgür bireyler üretmektir. Bunun da başlıca yolu; insanın en tabii haklarına, özelliklerini en verimli şekilde kullanmasına imkân tanımaktan geçmektedir. Başka bir deyişle insanın doğuştan getirdiği kabiliyetlerini geliştirebilmesinin yolu, kuşkusuz insanı insana bırakmaktan geçmektedir. Bu bakımdan yeni anayasada “eğitimin” özgürlükçü bir perspektifle yeniden tanzim edilmesi elzemdir. Özellikle barış sürecinde bunun ne kadar gerekli olduğu ortada değil mi?

 

(Bu yazı 881 kez görüntülendi.) 2015-04-18
 
Sayfaya Yorum Ekle
Adınız  E-posta
Yorumunuz
 
 
   
 
İstanbul - İbrahim Hakan KARATAŞ E-posta: ihkaratas@gmail.com
www.materyal.org.trwww.oncuegitimciler.org.tr www.egitimakademisi.org.tr