Öğretmen ve Eğitim Dergisi     

 
Abonelik
Anketler
Editörden
Film Kulübü
Güncel Yazılar
Haberler
İktibas
İletişim
İyi Örnekler
Karikatür
Profesyonel Gelişme
Röportajlar
Tüm Sayılar
Ünlemler
Web Siteleri
Yazar Öğretmenler
Yazarlar
Yazı Gönder
Yorum Yaz
- EDİTÖRDEN

11. Sayı- Editörden

Öğretmenin de Yenisi (mi) Makbuldür? Öğretmenler Günü’nde bir emektar öğretmenle tanıştım. Devlet okullarında 25 yıl görev yaptıktan sonra
   
- Sosyal Ağlarda Bize Katılın
Öncü Eğitimciler Facebook SayfasıÖncü Eğitimciler Twitter SayfasıGoogle Grupları
 İbrahim DEMİRKAN- Bilişim Kültürüyle Gelen
(Bu yazı 1080 kez görüntülendi.)
 

 

Bilişim Kültürüyle Gelen

48 ülkeden 2583 projenin katıldığı e-biko 9.Uluslararası Bilişim Olimpiyatları final değerlendirmelerini Ankara’da yapıldı. Böylesine büyük çaplı bir yarışmayı düzenleyenlere buradan teşekkür ediyor hayırlı hizmetlerinin devamını diliyorum.

Bu seneki yarışmada olduğu gibi geçmiş yıllarda olimpiyatlarda bende jüri üyeliği yapmıştım ki o tarihte Fatih projesi gündemde değildi ve hayatlarımız da dijitalizm bu kadar yaygın değildi.

Yıl 2013 ve artık işler eskisi gibi değil adeta bilgisayar bilmeyenin okur-yazar sayılmadığı günlere geldik.

Öğretmenlik yaptığım yıllarda eğitimin öğrencini yeteneğini keşfetmek olduğunu gördüm bana göre iyi öğretmen iyi bir yetenek avcısıdır. 

E-bikoda böyle bir olimpiyat bana göre. Genelde internet üzerinden ucuz telefon görüşmesinin yapılmasını sağlayan Skype programıyla ilgili verilen bir örnek vardır. Skype'nın 8.5 milyar dolara Microsoft tarafından satın alınmasından sonra bu programın nüfusu 1.3 milyonluk Estonya’da yapıldığı söylenir. Yine dünyaca ünlü dosya indirme programı Kazaa’da bu ülkenin yazılımcıları tarafından yapılmıştır. Neticede bilişim cenneti olarak adlandırılan bu ülkede okullarda 1.sınıflara bile yazılım dersi konulduğu haberlerini okuyunca aklıma e-biko’da yarışan öğrenciler gelir.

Öğrencilerin sanal alemde yer alacak ürünler ortaya koymaları ve bunu teşvik eden böyle yarışmaların düzenlenmesi ülke ekonomileri için çok önemli.

Online eğitimde aslında en tehlikeli süreç üreten değil tüketen bireyleri çoğaltmasıdır.

Bu konuda yaşadığım bir örneği vermek istiyorum.

Ankara Üniversitesinden Kimya alanında profesör olmuş bir bayan hocayla aramızda özetle şöyle bir konuşma geçti: Profesöre eskiden okumanın zorluğunu, bir zamanlar bırakın üniversite hocalığını, öğrenciliğinin bile ayrıcalıklı bir konum olduğunu bahsettikten sonra sözü internete ve sosyal medyaya getirdim.‘Bilgi’ dedim ‘ eskiden hocalık, talebelik gibi uzun ve fedakârlık isteyen süreçlerden sonra elde edilirdi ve herkes her şeyin nasıl yapıldığı ile ilgili pek bir şey bilmezdi eğer bilmek istiyorsa da zahmet isteyen araştırmalara katlanmak zorunda kalırdı. Şu an tehlikeli bir maddenin bile nasıl yapıldığını liseli gençler internette videolardan izleyerek öğreniyor. Bilginin bu kadar ucuz ve kolay bulunuyor olması akademik ve bilimsel dünyanın ağırlığını, değerini düşürmez mi?’

Bayan profesör kısa ama öz bir cümle söyledi hemen ‘Ama orada bilimsel bilgi üretilmiyor ki, araştırma yapılmıyor ki?’

Evet bir an düşününce haklı olduğuna karar verdim. Doğru ya eskiden beri  “Akademik dünya üretici değil tüketici bir ortamdır.” eleştirimin aslında en çok internet ve sosyal medyaya uyduğunu düşündüm.

Peki gerek e-biko gerekse tüm okullarda uygulanması hedeflenen Fatih Projesi gibi iddialı projeler gerçekten bizi tüketen değil üreten bir toplum yapabilir mi?

Fatih Projesinin yapıldığı MEB’e bağlı YEGİTEK’de çalışmış birisi olarak bilişim alanındaki yarışmalar sosyal medyada olmasa da programcılık ve e-içerik konusunda kaliteli işlere öncülük yapacak ve üretimi teşvik edecektir.

Hatta hayırlı işlere de. Örneğin gençlerin bilişim yarışmalarında dizayn ettiği  kanaranıyor veya elindeki fazla hayvanlara yuva arayanlar arasında köprü olmayı hedefleyen farklı alanlarda ama ahlaki duyarlılığı gözetleyen web uygulamaları gibi güzel projelerde yer alıyor.

Fakat eğitimin neresinde ve ne zaman teknolojiyi kullanmalıyız? Milli Eğitim Bakanlığının gerçekleştirmeye çalıştığı Fatih projesi bağlamında birkaç noktaya dikkat çektikten sonra yazıyı hitama erdirelim.

Malum merkezinde öğrenci-öğretmen iletişiminin yer aldığı klâsik eğitim anlayışı artık teknolojinin zorlamasıyla yeni arayışlara yönelmiş, metot ve muhteva bakımından kendisini zenginleştiren farklı bakış açılarına kapılarını açmış bulunmakta. Özellikle basılı ve görsel-işitsel medyadaki hızlı gelişmeler öğrenciler ve bireyleri kendisine çekmekte, ilgi odağı olmaktadır. Eğitim dünyası da bu cazibe merkezi medyadan faydalanmak için başta e-kitap, eğitim portalleri ve eğitim filmleri olmak üzere değişik eğitim materyallerini bu mecrada üretmektedir.

Burada teknolojik araçların rehberliğinde yapılacak bir eğitimin felsefesini de oluşturmak gerekmektedir. Sadece maddî gelişimin yüceltilip manevî gelişimin unutulduğu bir süreçten sağlıklı bireylerin yetişmesi zordur.

Müfredatın dijital pedagojiye dönüşmesinde yerli ve millî kaynaklardan faydalanılmalıdır. Bir eğitim yöneticisinin sorduğu soru ve aldığı cevap üzerine düşünmemiz lâzım: “Geçen yıl 5. sınıf öğrencilerine “Bildiğiniz beş tane masalın adını yazar mısınız?“ dedim, 43 tane masal adı yazıldı ve bunlardan sadece dört tanesi Türk kültürüyle ilgiliydi’ (Dijital Çağda Eğitimde Fırsatlar ve Sorumluluklarımız, Sh. 35, Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği yayını, 2012)

Bizler öğrencilerimizi okul içi hayat için değil dışardaki hayat için yetiştirmeliyiz. Toplumsal, ideolojik ve dinî baskılardan –bir din kültürü öğretmeni olarak bundan kastım Kur’ân ve Sünnetin ruhundan uzak dindarlık anlayışıdır- arınarak samimiyetle kendi düşüncelerimizin rehberliğinde oluşturduğumuz bir dünya ve medeniyet tasavvurunu öğrencilere öğretmeliyiz.

Sadece akademik başarıya odaklı kazanım olarak bilgi ve beceriyi hedefleyen bir eğitim robotik insanlar yetiştirir, bu da o toplumun ruhsuz insanlar arenasına dönmesine sebep olur. Eğitim elbette bilgi ve beceriyi vermekle yükümlü, ama bununla beraber davranış ve tutumları da ön plana alarak asıl hedefinin iyi insan yetiştirmek olduğunu söylemelidir. Çünkü alanında çok iyi yetişmiş bir bilim adamı veya teknisyen insanları aldatarak haksız kazanç sağlıyorsa aklımız ve kalbimiz aldıkları eğitimin ve becerinin önüne geçerek o insanları hem bireysel hem de toplumsal anlamda vicdanen ve hukuken mahkûm eder. Teknoloji ahlâk vermez. Onun yapısı devamlı tüketilmeyi ve geliştirilmeyi arzu eder. Eğitimde yanlış giden bir şeyler varsa teknoloji ile düzeltilemez. Teknoloji eğitimi sadece destekleyici olabilir. Elbette teknoloji ahlâksız değildir onu kullanan ahlâkî ya da gayr-i ahlâkî bir ortam oluşturabilir. 1980’lerin meşhur bilgisayarı Amiga örneği bahsettiğimiz teknolojiyi icat edenlerin onu kullananların ruhuna sirayet ettirmek istedikleri bir bakış açısını çok güzel özetler. “AMIGA” İspanyolca bir sözcük ve Türkçe’deki anlamı “kız arkadaş” ya da “metres”dir. Bir nev'î bağımlılığı, teknolojinin cazibesini vurgulayan bir isim ama ne kadar masum? Böylesine bir isimlendirme bile bizleri daha dikkatli düşünmeye sevk etmektedir.

Hiç unutmam bir öğrencim din dersinde verdiğim bir dönem ödevini direkt internetten çıktısını alarak bana getirmişti. Bunu nereden mi anladım? Çünkü her kâğıdın en alt satırında web adresi aynen duruyordu. Bu fikir tembelliğinden aslında biz öğretmenler sorumluyuz. Öğrencileri bu tip direkt alıntının dışında düşünmeye ve yazmaya zorlayacak ödevler vermeliyiz. Konuyla ilgili sorular sordurup cevaplar yazmasına vesile olmalıyız.

Şu anki sınıf ortamlarında öğrencinin ilk talep ettiği özgürlük ikinci talep ettiği ise eğlencedir. Eğlenerek öğrenme kavramı da biraz buradan çıkmıştır, yoksa öğrenciler birbirleriyle eğlenerek bu duygularını tatmin etmeye çalışmaktadırlar ki aşırıya gidildiğinde bu durum sınıf disiplinini bozar bu da orada eğitim- öğretim için cenaze marşının arka fonda çalınması demektir.

Öğretmen teknolojinin yapamadığını yapar. Ahlâkî ve etik alanda örnek olmak gibi çünkü artık öğrencilerimizin sadece nasihate değil iyi örneklere ihtiyaçları var. Toplumsal hayatın olmazsa olmazı olan ahlâkî kurallarda ve örneklikte öğretmenler lider olmalıdır. Matematik dersinde de din kültürü dersinde de soruyu bilmenin ve problem çözmenin yollarının kopyacılık ile değil çalışma, alın teri ve dürüstlükle yapılması gerektiği verilmesi gereken ilk bilinç ve duygu olmalıdır. Ben sınıfta dersimi verir çıkarım yaklaşımı samimiyetsiz bireylerin yetişmesine sebep olacak bir yaklaşımdır.

Yıllar sonra öğrencilerimle karşılaştığımda anlattığım derslerden akıllarında kalanların ne olduğunu sorduğumda aldığım cevapların genelinde derslerde verdiğim bilgilerden çok davranışların kaldığını gördüm. (Ben kopya çekiyordum beni yakaladınız, sigara içerken gördünüz beni sonra bana şöyle bir ceza verdiniz v.b)

Öğrenciler artık internette pasif kullanıcı olmaktan çıkıp üretici konuma gelmişlerdir. Öğretmen arkadaşlarımın ‘Mezun ettiğimizde adını soyadını zor yazan öğrenciler bizi yıllar sonra facebookta buluyor ve öyle cümleler yazıyorlar ki şaşırıyoruz’ dediklerinde facebook’un, dil ve anlatım dersinin öğrenciye kazandırmak istediği düzgün ve etkili bir şekilde anlatma becerisini kazandıran gayr-i resmî bir eğitim platformu olduğunu düşündüm. Elbette net âleminde kullanılan dil kimi zaman yozlaşmaya da yol açan bir dil olabiliyor bu yüzden müspet etkisi kadar menfi yönünü de unutuyor değiliz.

Gerek eğitim gerekse bilişim dünyasının bize getirdikleri artık vazgeçilmezlerimizin arasındadır. Bilişim dünyasında etik değerlere göre biçimlenmiş ileri atılacak her adım desteklenmeli.

Fatih projesi ya da bilişim yarışmalarından çıkacak başarılı bir projeden sadece ülkeye maddi gelir getirmesi beklenmemeli hayra çağıran bir yönü de olmalı. Maddi açıdan bir tane Bill Gates çıkması her zaman tercihimizdir ama nedense şu an bir Bediüzzaman’ın mı gelmesini istersiniz bir Müslüman Gates’mi sorusuna ehl-i vicdanın Bediüzzaman diyeceğini düşünüyorum. İşte dijital dünyada hayırlı işler yapın teşviki bu anlamda hem maddi hem manevi hükümranlığımızı ortaya çıkartacak insanlar yetiştirmemizi sağlayacaktır.

Niyet-i halis muvaffakiyetin ve başarının anahtarıdır.

(Bu yazı 1080 kez görüntülendi.) 2015-04-18
 
Sayfaya Yorum Ekle
Adınız  E-posta
Yorumunuz
 
 
   
 
İstanbul - İbrahim Hakan KARATAŞ E-posta: ihkaratas@gmail.com
www.materyal.org.trwww.oncuegitimciler.org.tr www.egitimakademisi.org.tr