Öğretmen ve Eğitim Dergisi     

 
Abonelik
Anketler
Editörden
Film Kulübü
Güncel Yazılar
Haberler
İktibas
İletişim
İyi Örnekler
Karikatür
Profesyonel Gelişme
Röportajlar
Tüm Sayılar
Ünlemler
Web Siteleri
Yazar Öğretmenler
Yazarlar
Yazı Gönder
Yorum Yaz
- EDİTÖRDEN

11. Sayı- Editörden

Öğretmenin de Yenisi (mi) Makbuldür? Öğretmenler Günü’nde bir emektar öğretmenle tanıştım. Devlet okullarında 25 yıl görev yaptıktan sonra
   
- Sosyal Ağlarda Bize Katılın
Öncü Eğitimciler Facebook SayfasıÖncü Eğitimciler Twitter SayfasıGoogle Grupları
 Cüneyt ANCIN- EĞİTİM SEKTÖRÜNDEKİ GÜVEN BUNALIMININ AŞILMASINDA YENİ BİR MANİFESTOYA DOĞRU
(Bu yazı 1232 kez görüntülendi.)
 

 

EĞİTİM SEKTÖRÜNDEKİ GÜVEN BUNALIMININ AŞILMASINDA

YENİ BİR MANİFESTOYA DOĞRU

 

Mehmet Cüneyt ANCIN    
Tarih Öğretmeni ve Eğitim Yöneticisi

 

 

‘Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi,
  Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.’

Kanuni Sultan Süleyman’ın ‘Muhibbi’ mahlasıyla söylediği derin manalı beyitinin söylenişinin üzerinden yaklaşık dört yüz elli yıl geçmiş. Kanuni’nin de vurguladığı gibi devlet gücü halk için ne kadar anlamlı ve önemliyse, sağlık da bireyin yaşama gücü için o denli önemlidir kuşkusuz. Sağlıkla ilgili doğrudan bir yorum olarak okusak da tabibi yetiştiren hekimin bir muallim olduğu bilindiğinden, sıhhatin devamlılığının sağlanmasında muallimin payını da bu yoruma biz ilave edelim. Zira İstanbul’un bilim merkezi oluşunda önemli payı bulunan ve kendi adıyla anılan Süleymaniye Medresesi’ni kuran da aynı muhteşem devlet başkanıydı. İnsanın bir bütün olarak beden ve ruh sağlığının sürdürülebilirliği açısından tabipler ve sağlık kuruluşları kadar, toplumun sağlıklı gelişmesi doğrultusunda -tabipler dahil- tüm halkı bilinçlendirme iddiasındaki eğitim kurumlarının ve eğitimcilerin tabip hükmünde olduklarını hatırlamak gerekir. Günümüz sosyal devlet politikalarının başarı kriterlerinde sağlık ve eğitime bütçeden ayrılan pay ile yapılan yatırımlar, tesisleşme, istihdam ve diğer çıktılar birlikte değerlendirilmektedir. Her hâlükârda insana yapılan yatırım anlamına gelen bu politikalar, devleti ve sosyal yapıyı sağlıklı bir şekilde ayakta tutmanın olmazsa olmazıdır. Sağlık sistemi kadar eğitim sistemi de son yarım asırda çokça tartışılmasına rağmen kendisini bir kriz döngüsü içerisinde hissetmektedir. İnsani ve mesleki yeterliliklerin arttırılması ile fiziki kapasitelerinin arttırılması paralel işlemeyip, çoğunlukla nitel gelişmeler yeter şart görüldüğünden olsa gerek yapılan tüm iyileştirmeler, krizin çözümüne yetmemektedir. Oysa tüm sistemler, kurgulanırken açık ya da örtük bir insan modelini öngörmektedirler. Tüm örgütlenmelerini ve aygıtlarını da bu model üzerinden planlayarak geliştirmeye gayret ederler. Öyle ise modern zamanlarda bizim sistemlerimiz nasıl bir insan tipi modellemiştir ki devleti oluşturan aygıtlar ile birey ve toplum arasında sürekli çözülemeyen bir bunalım süregelmektedir? Aygıtın iki tarafında da var olan bireyler yekdiğerini nasıl görmektedir? Doktor-hasta ve öğretmen-öğrenci/veli iletişim düzeylerinde aşılmaya çalışılan problemler aşılamadığında, çoğunlukla problemin çözümünün havale edildiği ‘sistem’ nasıl bir şeydir? Bu mentalite ile ‘İyi insan, iyi vatandaş yetiştirmek’ ya da ‘sağlam kafanın sağlam vücutta bulunması’ nasıl sağlanılacaktır? Validesini tedavi eden doktor ya da çocuğunu eğiten öğretmen hassasiyeti için mesleki formasyon, kamu standartları ve kamu etiği ne ifade etmektedir?

İnsanı bir bütün olarak değerlendirmekle işe başlanıldığında onun tüm yetileri, ihtiyaçları, duygu, düşünce ve eylemleri ile anlamlı bir yaşam biçimine dönüştüğü gözlemlenir. Bireyin içinde bulunduğu, dolayısıyla devraldığı kültür ve medeniyet bağlamı, zaman zaman kesintilere uğramış olsa da ortak bir dil etrafında ifade edilebilmekte ise buradan hareketle toplumun diğer bileşenleri ile saygı ve sevgi çerçevesinde bir iletişim ve etkileşimi mümkün kılmaktadır. Toplumu oluşturan bireyler, rolleri ve statüleri itibari ile ne kadar farklı olurlarsa olsunlar, aralarında olumlu diyaloğu sağlamada başarılı olurlar ise, insan da devlet de sağlıklı yaşamı sürdürme konusunda rahat yol alır. Ruh ve beden sağlığının devamlılığı, anne karnında başlayıp hayatla sürdürülmek durumunda olduğundan devletin tüm aygıtlarını doğal hayata uyumlu kılma zarureti ortaya çıkmaktadır. İnsan tabiatı ve yeryüzü birbirlerine uyumlu yaratılmış olduğundan hareketle bu uyumu bozacak tüm uygulamalardan kaçınmak, devletin en temel vazifesi olmalıdır. Bu gün için tüm yaşam alanları ve araçsal donanımlar, olabildiğince çevreci ve ergonomik tasarlanıyor ve bireyin güvenliği ön planda tutuluyorsa, devlet ve birey/toplum diyaloğunun da güven üzerine bina edilmesinden daha tabii bir yaklaşım düşünülemez. Bu düşüncelerden hareketle günümüz Türkiye eğitim sisteminin yapısal sorunlarının çözümü için yeni bir manifestoya kaçınılmaz olarak ihtiyaç duyulduğu açıktır. Bu sürece katkısı olabilecek bir dizi düşünsel ve eylemsel planlamayı aşağıda maddeler halinde ilgililerin dikkatine sunuyorum; 

1.      Eğitim süreçlerinin tamamı, bireyin yetileri, talepleri ve kabiliyetleri doğrultusunda, başta temel yaşam becerileri ve sosyokültürel ihtiyaçlar çerçevesinde tamamen esnek, okul öncesi programlarda olduğuna benzer tarzda yeniden planlanmalıdır.

 

2.      Artık ense traşı eğitimi olarak tabir edebileceğimiz tektipleştirici standart fiziki mekân uygulamaları terk edilmelidir. Bunun için de yıkıp yeniden inşa etmek ya da ödenek tahsis etmek yerine, kurum içi dönüşümlerin yalnızca önünü açmak, engelleyici uygulamaları ortadan kaldırmak ve her şeyden önemlisi ‘hoca’ya güvenmek en önemli olmazsa olmaz şartlardır. Okul öncesi kurumların sınıf içi mekânsal düzenlemelerindeki esneklik, derslik sisteminin yaygınlaştırılmasına çalışılarak aynı düzeyde her tür eğitim kurumuna tatbik edilebilir. Sınıf içi dizaynın gerçekleştirilmesinde zümrelerin ortak karar ve planlamaları dikkate alınmalıdır.

 

3.      Yeni okul mimarisi için Kültür Bakanlığı ve MEB, Mühendislik Fakültelerinin Mimarlık bölümleri, TMMOB ve ilgili STK’lar ile ortak araştırma ve fizibilite çalışmaları yapmalıdır.

 

4.      Okulların güçlendirilmesi, temizlik, bakım, onarım, fiziki donanım vb. ihtiyaçları, önemli ölçüde yerel yönetimlerin okul aile birliklerine aktaracakları paydan temin yoluyla giderilmelidir. Bu konuda yasal düzenleme yapılmalıdır. Beyaz bayrak denetimlerinde doğrudan yerel yönetimin sorumluluğu da değerlendirilmelidir.

 

5.      Tüm öğretmen yetiştiren kurumlar ve eğitim STK’ları, temsilcileri vasıtası ile öğretim programları hakkındaki gelişmeleri ortak platformda MEB. Talim Terbiye Kurulu nezaretinde tartışmalı,  gerekli program teklifleri ve geliştirmeleri birlikte yapmalıdır.

 

6.      Ölçme ve değerlendirme sistemi tek tip olmaktan çıkartılarak, yaklaşık on yıl önce başlatılan yapılandırmacı modelin gereklerine uygun ve merkezi sınav modellerinden bağımsız kredilendirme sürecine dönüştürülmelidir. Bu hususta eğitim alanının iş görenlerine ve hizmet alanlarına güven duyularak yola çıkılması esastır. Eğitimde artık rekabetten ziyade işbirliğini esas alan bir modelin uygulanması zaruri hale gelmiştir. Rekabet, ancak iyi örnekler çerçevesinde daha iyiyi ve üstünü üretmedeki yarışta söz konusu olabilir.

 

7.      Birey ve okul başarısında eğitim sezonu boyunca yapılan ders içi ve ders dışı tüm aktiviteler, bireysel özellikler ve farklılıklar dikkate alınmak suretiyle yetenek boyutuyla değerlendirilmeli ve temel mesleki becerilerin tasnifine dayalı olarak raporlanmalıdır. Bunun için özel dershaneler, özel destek eğitim merkezleri olarak (ÖDEM) yeniden yapılandırılmalı, yurt içi ve yurt dışı eğitim koçluğu/danışmanlığı hizmeti veren, aynı zamanda Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü’nden sertifika yeterliliği alma şartına bağlı olarak muhtelif programlara dayalı eğitimlerle bireyin hayata ve mesleğe yönlendirilmesinde rol almalıdırlar.

 

8.      Merkezi sınavlar yerine olgunlaşma ve bitirme sınavları okul içi ve eğitim bölgelerinde ortak uygulanmalı, okullar arası akademik rekabet bu yolla sağlanmalıdır. Bu sınavlar, hem örgün hem de yaygın eğitimden yararlanan öğrencilere açık olmalıdır.

 

9.      ÖSYM, ÖYAK (Öğrenci Yerleştirme ve Akreditasyon Merkezi) olarak yeniden yapılandırılmalı, sınav görevlileri yerine akademik personel, uzman öğretmen ve başöğretmen kadrolarından, ortak bağımsız denetçi havuzu oluşturulmak suretiyle hem yerli hem yabancı öğrenci denklikleri hem de yerleştirilmeye esas akreditasyon, bu denetçiler vasıtasıyla yapılmalıdır. Bu akreditasyonun uygulanmasında e-okul modülü üzerinde hangi belge ve eğitimlerin nasıl puanlandırılacağı şeffaf olarak programlanmalı, aynı zamanda sonuçları iç denetim ile yargı denetimine açık olacak şekilde ilan edilmelidir.

 

10.  Öğrencilerin bireysel olarak geliştirdiği projeler için TÜBİTAK ve Bilim ve Teknoloji Bakanlığı’na bağlı, akreditasyon merkezleri kurulmasına yasal olarak imkân sağlanmalı ve bu merkezlerin vereceği sertifikalar da MEB ve ÖYAK denetimine tabi olmalıdır.

 

11.  YÖK kaldırılmalı ve üniversiteler, TEBAM (Türkiye Evrensel Bilim Araştırmaları Merkezi) adlı bir bağımsız değerlendirme kuruluşunca tüm dünya üniversitelerinin tabii olacağı kriterlere göre kredilendirilerek derecelendirilmelidir.

 

 

Eğitim sistemi ancak temelde insanı merkeze alan bir modelle reforme edilebilir. İnsanı programlanması gereken robotlar olarak düşleyen ortaçağ (!) pozitivizminin dişlilerinden ve prangalarından kurtaran kişi ve kurumlar, gelecekte yaşanılabilir bir dünya kurma yolunda da insanlığın önünü açmış olacaklardır. Bunun için yeni bir manifestoya olan ihtiyacı dillendirmekle kalmayıp, ortak akılla tarihi coğrafyamızın bize sunduğu bu fırsatı uygulamaya dönük yol haritası çizmekten başka bir yol gözükmemektedir. Güneş ülkesinin çocukları, doğu ilim ve irfanının yüzyıllarca ortak medeniyet havzalarını besleyerek, dünyayı nasıl aydınlattığının bilinciyle bu yolculukta kendilerini güvende hissedeceklerdir. Güven duymayı ve güvenilir olmayı yine ve yeniden öğrenip öğretecekler; yerelden evrensele ve evrenselden yerele her türlü bilimsel bilgi akışının çağıldadığı membalardan, kana kana içilecek pınarlar vücuda getireceklerdir

(Bu yazı 1232 kez görüntülendi.) 2015-04-18
 
Sayfaya Yorum Ekle
Adınız  E-posta
Yorumunuz
 
 
   
 
İstanbul - İbrahim Hakan KARATAŞ E-posta: ihkaratas@gmail.com
www.materyal.org.trwww.oncuegitimciler.org.tr www.egitimakademisi.org.tr