Öğretmen ve Eğitim Dergisi     

 
Abonelik
Anketler
Editörden
Film Kulübü
Güncel Yazılar
Haberler
İktibas
İletişim
İyi Örnekler
Karikatür
Profesyonel Gelişme
Röportajlar
Tüm Sayılar
Ünlemler
Web Siteleri
Yazar Öğretmenler
Yazarlar
Yazı Gönder
Yorum Yaz
- EDİTÖRDEN

11. Sayı- Editörden

Öğretmenin de Yenisi (mi) Makbuldür? Öğretmenler Günü’nde bir emektar öğretmenle tanıştım. Devlet okullarında 25 yıl görev yaptıktan sonra
   
- Sosyal Ağlarda Bize Katılın
Öncü Eğitimciler Facebook SayfasıÖncü Eğitimciler Twitter SayfasıGoogle Grupları
 Yaşar ŞAHİN- EĞİTİMDE SANAL BAŞARI
(Bu yazı 1484 kez görüntülendi.)
 

 

EĞİTİMDE SANAL BAŞARI

Bilmem hiç düşündünüz mü? Acaba bazı hallerde neden, “Asılacaksan İngiliz ipi ile asıl!” deniliyor?  Veya satıcı malını pazarlarken neden; “Bunlar orijinal,  Japon malı”  deme gereği duyuyor?  Belli ki, yapılan ürün veya işin sağlam, kaliteli ve tekniğine uygun olduğu vurgulanıyor. Bizde de bunların muadili yok değil. Atalarımız geçmişte; “Ekmeği ekmekçiden al, beş kuruş fazla ver.” dediğine göre, aslında nitelik kavramının bizlere pek de yabancı olmadığı anlaşılıyor.

Tabii ki, konu nitelik olunca eğitim ile ilişkilendirmemek olmaz. Çünkü bir ülkede üretilen mal ve hizmetlerin niteliği ile o ülkede uygulanan eğitim politikalarının  niteliği arasında doğrusal  bir ilişki vardır.

Niteliğe ilişkin olarak saha  uygulamalarına göz attığımızda; MEB’de pek de nitelik sorununun bulunmadığı anlaşılıyor.  Hayır, buradan “MEB politikaları niteliksiz olmaz” anlamı çıkarmayalım. Fakat “MEB’de henüz nitelik sorununun çözümüne sıranın gelmediği”ni söyleyebiliriz. Çünkü MEB şu sıralar daha çok;  inşa edilen okul, derslik, atanan eğitimci,  verilen diploma, sertifika, okullara dağıtılan akıllı tahta, tablet  sayısıyla ilgileniyor da ondan. Yani, işin nitelik değil de, skor kısmı  ön planda.

Peki, MEB neden nicelik  peşinde? Çünkü eğitimin nicelik kısmı somut şekilde ölçülüp karşılaştırılabilmekte iken, nitelik için bunu söylememiz biraz daha zor. Tabii bunda gerekli ölçüm kriterlerinin belirlenmemiş olması önemli bir etken. Ancak, zor olan bu faaliyet imkânsız değil nihayetinde. Burada asıl sorun,  teşhisi doğru yapabilmekte.  Evet, nicelik mi, nitelik mi? İşte MEB yöneticilerinin kafa yorması gereken soru bu. Cevap olarak ilk seçeneği seçiğinizde, işiniz oldukça kolay,  ayrıca kafa yormanıza da gerek kalmayacak…

Uygulanan öğretim  politikaları nedeniyle, niteliğe ilişkin yaşanılan sanal başarılara örnek verecek olursak;

a)      Klasik bir lise öğrencisi; Dönem içerisinde derslere katılarak,  yılsonu başarı puanının oluşabilmesi için, gerekli sınavlara girip, önce sınıfını, sonrada okulunu başarılı bir şekilde bitirip, diplomaya ulaşabiliyor.

Süreç objektif işlemediğinden, başarı tamamen sanaldır. Zira:

Benzer şekilde çok sayıda öğrencinin objektif bir sınav olan YGS’de, diploma puanına karşılık gelen başarının çok altında kalıp, barajı aşamaması üzerinde durulması gereken bir çelişkidir. Örnek olarak 2013 YGS’de yaklaşık 8500 aday 0 (sıfır) çekmiştir [1].

b)      Herhangi bir sürücü adayı; Motorlu Taşıt Sürücü Kursuna devam edip,  Motor ve Araç Bilgisi, Trafik ve Çevre Bilgisi, İlk Yardım ve Sağlık Bilgisi  gibi teorik derslerin yanında uygulamalı direksiyon eğitimi aldıktan sonra, MEB denetim ve gözetiminde  yapılan  sınavlar sonucunda oldukça başarılı olarak ehliyet sahibi olabiliyor.

Süreç objektif olmadığından söz konusu başarılar tamamen sanaldır. Nedeni;

Türkiye’de meydana gelen trafik kazalarının yaklaşık % 94’ü sürücülerden kaynaklanmaktadır [2].  Diğer yandan, yapılan bir araştırma sürücü kurslarında verilen eğitimi sürücülerin % 80’i yeterli bulmamaktadır [3]. Ortaya çıkan çelişkili tablo nedeniyle, yürütülen sınav sisteminin yeniden değerlendirilmesi  yararlı olacaktır.

c)      Ortaöğretim seviyesinde bulunan 15 yaş grubundaki öğrenciler müfredat programına uygun eğitim görüp bir üst öğrenim için gerekli altyapıyı başarı ile sağlamış olmaktadırlar.

Süreç objektif işlemediğinden başarı tamamen sanaldır. Çünkü

Uluslararası sınavlardan olan, ülkelerin öğretim programları ve  eğitim sistemleri ile öğrencilerin Matematik okuryazarlığı, fen bilimleri okuryazarlığı, okuma becerileri konusunda seviyelerinin belirlenerek karşılaştırmalarını sağlayan PISA sınavlarında, ülkemiz 35 ülke içerisinde 33. olmuştur [4]. Uluslararası arenadaki bu başarısızlık, eğitim-öğretim politikalarına yön veren yöneticilerimizce, özellikle uygulanan ölçme ve değerlendirme sistemi gözden geçirilmelidir.

d)      Meslek liselerinde öğretim görmekte olan milyonlarca öğrenci, okullarında teorik, sanayide de uygulamalı eğitimlerini tamamlayıp mezun olarak, ülkemiz reel sektörüne gerekli olan nitelikli ara eleman gücünü sağlamaktadırlar. Aynı şekilde küçük ve orta ölçekli sanayinin ihtiyacı olan kalfa, usta ve usta öğreticiler mesleki eğitim merkezlerinde öğretim görerek bu eksikliği sorunsuz şekilde gidermektedirler.

Süreç objektif yürümediğinden, başarı tamamen sanaldır. Zira;

Objektif sınavlardan olan YGS sonuçlarına göre, 2013 YGS’de 8500 öğrenci sıfır çekmiş olup [5], söz konusu sınavlardan 0 (sıfır) çeken öğrencilerin yarısı meslek liselidir [6]. Aynı şekilde bu okullardan mezun olan öğrencilerin istihdamını sağlayan reel sektör yöneticileri, nitelikli ara eleman bulamadıklarından yakınmaktadırlar. Teknik donanım altyapısı nedeni ile pahalı bir eğitim türü olan mesleki ve teknik eğitime kayıt olan öğrencilerin temel bilgi ve sayısal başarı (matematik, fizik ve kimya) düzeylerinin yetersiz oluşu, bu okullara öğrenci alımlarında değişikliğe gidilmesini gerektirdiği gibi, söz konusu diplomalı öğrencilerin başarılarının sanal olduğunu göstermektedirler. Diğer yandan, mesleki eğitim merkezlerinde sınıfta kalma olmaması ve ustalık sınavlarına başvuran adayların tamamına yakının başarılı olup işyeri açmak içim gerekli belgeye sahip olmalarına rağmen, iş piyasasında nitelikli usta bulunamaması tezat oluşturmaktadır.

e)      Milli Eğitim Bakanlığına bağlı temel ve ortaöğretim kurumlarına öğretmen sağlayan eğitim fakülteleri, YÖK’ün belirlemiş olduğu program doğrultusunda eğitim-öğretim sağlayıp gerekli yeterliliğine sahip öğretmen adaylarını mezun etmiş olmaktadır.

Sürecin objektifliği tartışmalıdır. Nedeni ise,

Yapılan araştırmada, yüksek puanla öğrenci alan çoğu eğitim fakültelerin KPSS sonuçlarına göre oldukça gerilerde kaldıklarını göstermektedir [7]. Bu durum yüksek puanla girilen fakültelerin bazı bölümlerindeki eğitimlerin kalite açısından sorgulanmasını gerektirmektedir. Böylece, KPSS’ye göre, başarısız durumda olan fakültelerin ilgili bölümleri hangi derslerden ve hangi hocaların eksik kaldıklarının analizlerini yapabileceklerdir. Diğer yandan, bu tür araştırmaların YÖK kontrolünde ve sürekli şekilde olarak yapılıp, sonuçların kamuoyu ile paylaşılmasının, öğrenci ve ailelerinin gelecekte uğrayacakları hayal kırıklıklarının önüne geçilmiş olacağı gibi, LGS tercihlerinde güçlü bir referans olacaktır.

Peki, nasıl oluyor da böyle çelişkiler ile karşılaşıyoruz? Çünkü okulda gerçekleşen ölçme ve değerlendirme büyük ölçüde objektif olmuyor. Öğretmenler önemli bir kısmı, dersine girmiş olduğu öğrencinin düşük not almasını, müteakiben başarısız olup sınıfta kalmasını istemiyor. Bunu tetikleyen faktör ise; dönem sonu değerlendirme konulu, öğretmen kurullarında okul idarecilerinin, başarı seviyesi % 50’nin altında kalan ders öğretmenlerinden bunun nedenlerini bir nevi sorguluyor olmaları. Niteliğe etki eden faktörler içerisinde en önemlisi: Başarısız olmaları nedeniyle sene tekrarı veya okul ile ilişiği kesilmesine kesin gözü ile bakılan milyonlarca liseliye, Milli Eğitim Bakanlığınca öğretim yılı sonlarında ek sınav hakkının verilmesinin geleneksel hale getirilmiş olması. Rutin uygulama idare, öğretmen ve öğrenciler üzerinde tembelliğe yol açtığından, eğitim geçiştirilmekte ve doğal olarak eğitimin niteliği de düşmüş olmaktadır.

“Çözümde yer almayanlar sorunun parçasıdır.” sözünden esinlenerek, eğitimde kalitenin artırılmasına yönelik hazırlamış olduğumuz âcizane önerilerimiz aşağıda sunulmuştur.

ÖNERİ

  1. Okullar sadece eğitim-öğretim mekânları olmalı, ölçme ve değerlendirme faaliyetleri (sınavlar), Mesleki Yeterlilik Kurulu gibi  bağımsız kuruluşlar aracılığıyla veya okul öğretmenleri yerine, muadil başka okul öğretmenleri tarafından gerçekleştirilmelidir. Böylece;

a)   Normal şartlarda ortaya çıkan sonuç objektif olacağından daha fazla öğrenci başarısız olacaktır.

b)   Bu durumda öğrenciler gerçek manada başarılı olmaları için daha fazla ders çalışmaları gerektiğini kavrayacaklardır.

c)    Mezun olan öğrencilerin niteliği yükseleceğinden, liseliler için; YGS’de başarılı olma şansı yükselecek, meslek liseliler için ise; reel sektörün hedeflediği ara eleman sıkıntısı giderileceğinden, istihdam sorunu ortadan kalkacaktır.

  1. Önerilen objektif sınavların uygulanması halinde, başarı 4 kategoriye ayrılmalıdır. Bunlar;

a)   “A Başarı” Kategorisi: Diploma puanı 100 üzerinden 75 ve daha üzerinde olan öğrencilere mavi renkte ve arkasında görmüş olduğu tüm ders puanlarının yer aldığı transkript’li  şekilde  verilsin.

b)   “B Başarı” Kategorisi: Diploma puan ortalamaları 50-74 puan olan öğrencilere yeşil renkte ve transkript’li halde verilsin.

c)    “C Başarı” Kategorisi: Diploma puan ortalamaları 25-49 puan olan öğrencilere kahve renkli  ve transkript’li halde verilsin. Bu öğrenciler de mezun olsun fakat, YGS’de alacağı ek puan diploma puanına paralel olsun.

d)   “D Başarı” Kategorisi: Diploma puan ortalamaları 0-24 puan olan öğrencilere mor  renkte ve transkript’li halde verilsin. Öğrenciler, YGS’de sadece 2 yıllık MYO’ları tercih edebilsin.

Böylece, öğrencilerin tüm puanları diploma arkasında yer alacağından,  LYS ‘de yerleşmeme durumunda, herhangi bir işe girişte işveren için öğrenci potansiyeli göz önüne alınacaktır. Öğrenciler, diploma puanın geleceğine hangi şekilde etki edeceğini önceden görebilecekleri için, mümkün olan potansiyellerini üst düzeyde sergilemek isteyeceklerdir.

  1. Söz konusu önerinin dikkate alınması halinde, öğretmen performansı da belirlenmiş olacaktır. Şöyle ki başka okul öğretmenleri kontrolünde objektif şekilde yapılan sınavlar sonucu elde edilecek öğrenci puanları, aynı zamanda öğretmenlerin performansı ile ilişkilendirilerek başarı performansı tespit edilebilecektir.  Performans belirlenirken, öğrencinin geçmiş başarı durumu, bölgesel farklılık ve aynı okuldaki diğer ders öğretmeni performansı kıyaslaması yapılabilecektir. MEB gerekli görmesi halinde, ilgili öğretmeni hizmet içi eğitim aracılığıyla  yetersiz görülen alanlarda destekleyebilecektir. Diğer yandan, öğretmenin başarılı motivasyonunu desteklenmesi için ders ücreti katsayısında değişikliğe giderek maddi ödül verebilecektir.

 

Uygulanan sanal sistem bizlere Patagonya’dan  gönderilmediğine göre, sorunların kaynağını uzaklarda aramanın anlamı yok. Ne diyelim, İngiliz atasözü ile başladık, Japon atasözü ile bitirelim. “Pirincin içindeki siyah taşlardan korkma, beyaz olanlardan kork”.

Sanal başarılardan uzak kalmanız dileğiyle…

KAYNAKLAR

[1] http://www.memurhaber.com/2013-ygsde-sifir-ceken-ogrenci-sayisi-h14872.html

[2] http://www.toplumdusmani.net/modules/wordbook/entry.php?entryID=6826

[3] http://sbe.dpu.edu.tr/12/37-50.pdf

[4] http://www.matematiktutkusu.com/tags/Pisa+S%FDnavlar%FD/

[5] http://www.egitimsistem.com/2013-ygs-sonuclari-aciklandi-17134h.htm

[6] http://www.haberokur.com/haber-OSSde-sifir-ceken-30-bin-ogrencinin-yarisi-meslek-liseli-86998/

[7] http://www.notdenizi.com/en-iyi-egitim-fakulteleri-siralamasi-811/

 

(Bu yazı 1484 kez görüntülendi.) 2015-04-18
 
Sayfaya Yorum Ekle
Adınız  E-posta
Yorumunuz
 
 
   
 
İstanbul - İbrahim Hakan KARATAŞ E-posta: ihkaratas@gmail.com
www.materyal.org.trwww.oncuegitimciler.org.tr www.egitimakademisi.org.tr