Öğretmen ve Eğitim Dergisi     

 
Abonelik
Anketler
Editörden
Film Kulübü
Güncel Yazılar
Haberler
İktibas
İletişim
İyi Örnekler
Karikatür
Profesyonel Gelişme
Röportajlar
Tüm Sayılar
Ünlemler
Web Siteleri
Yazar Öğretmenler
Yazarlar
Yazı Gönder
Yorum Yaz
- EDİTÖRDEN

11. Sayı- Editörden

Öğretmenin de Yenisi (mi) Makbuldür? Öğretmenler Günü’nde bir emektar öğretmenle tanıştım. Devlet okullarında 25 yıl görev yaptıktan sonra
   
- Sosyal Ağlarda Bize Katılın
Öncü Eğitimciler Facebook SayfasıÖncü Eğitimciler Twitter SayfasıGoogle Grupları
 Matematik Eğitimi Üzerine- Doç. Dr. Erhan Bingölbalı
(Bu yazı 2702 kez görüntülendi.)
 

Doç. Dr. Erhan Bingölbali ile Matematik Eğitimi Üzerine

Efendim öncelikle hayırlı günler diliyorum.

Teşekkür ederim.

Efendim kendinizi kısaca tanıtır mısınız?

Ben, Doç. Dr. Erhan Bingölbali. Gaziantep Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Matematik Eğitimi Dalı’nda öğretim üyesi olarak çalışmaktayım.

Sizce Matematik Eğitimcisi olmanın anlamı nedir?

Matematik hepimizin bildiği gibi birçok öğrencinin zorlandığı ve başarısız olduğu bir derstir. Böyle olunca birçok öğrencide yine biz matematik korkusu ve matematik fobisiyle karşılaşıyoruz. Ve bunlardan hareketle bakıyoruz ki aslında matematik sadece çocukların sorunu değil aynı zamanda ebeveynlerin sorunu, öğretmenlerin sorunu, okul yöneticilerinin sorunu ve daha genel çerçevede aslında ulusal bir sorun. Siz iyi matematik bilenlerle, matematikte daha başarılı olan bireylerle daha fazla üretim yapabilirsiniz. Dünyada daha iyi rekabet edebilen bir ülke haline gelebilirsiniz.

Bütün bunlardan hareketle şunu söyleyebiliriz; çocukların sorunu olarak matematik, okulların sorunu olarak matematik ve ülkenin sorunu olarak matematik karşınızdaysa o zaman Matematik Eğitimcisi olmak da önem arz ediyor. İşte çocukların sorunlarına, okulların sorunlarına, öğretmenlerin sorunlarına hatla ülkenin sorununa yardımcı olabilecek bir konumdayız Matematik Eğitimcisi olarak. İfade ettiğim bu sorunlara çözüm bulma noktasında Matematik Eğitimcisi olmak büyük önem arz ediyor. En genel anlamda bunu söyleyebilirim.

Eğitim Fakültelerinde Matematik Eğitimi konusundaki değerlendirmeleriniz nelerdir?

Mevcut öğretmen adaylarını yetiştirme noktasında aslında çok büyük bir rolümüz ve işlevimiz var Eğitim Fakültelerinde çalışan öğretim üyeleri olarak. Biliyorsunuz bu 2005 yılından bu yana Türkiye’de eğitim ve öğretimde ciddi bir paradigma değişikliği var. Bu paradigma değişikliğinde genel olarak söyleyecek olursak öğrenci merkeze alınıyor. Öğrencinin aktif katılımıyla bir öğretimin icra edilmesi öngörülüyor. Bu bağlamda yetiştireceğimiz matematik öğretmen adaylarının niteliği önem arz ediyor. Onun için Eğitim Fakültelerinde öğretmen adaylarının nasıl bir hazırlıkla yetiştirildikleri de büyük bir önem arz ediyor.

Üniversitelerde daha çok bu matematik öğretiminin içeriği hocalara da bağlı olduğu için dolayısıyla hocaların buradaki birikimleri, yaklaşımları çok büyük bir önem arz ediyor. Gaziantep Üniversitesi Eğitim Fakültesi açısından düşünecek olursak biz sonraki yıllarda okullarda görev yapacak öğretmen adaylarının yetiştirilmesine dönük bir eğitim vermeye çalışıyoruz. Hem alan bilgisi noktasında hem de alanın öğretimi noktasında öğretmen adaylarımızı tecrübeli ve birikimli bir şekilde yetiştirmeye çalışıyoruz.

Bu yeterli midir? Kuşkusuz geliştirilmesi gereken daha çok noktalar var. Ki bu noktalardan en önemlileri ise öğretmen adaylarının öğretmen olduklarında öğretebilecekleri tüm konulara ilişkin hazırlıkla buradan mezun olmaları gerekiyor. Biz burada bunu şu aşamada kısmen yapıyoruz. Mesela bir teknoloji kullanımı, sınıf yönetimi veya kavramların nasıl öğretilebileceği ile ilgili daha fazla derslere ve içeriklere eğitim fakültelerinde ihtiyaç var. Ben çok önemli işlevlerimiz olduğunu düşünüyorum. Bu noktada daha fazla uğraş ve çabanın da gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Sizlerin de az önce belirttiğiniz gibi öğrencilerin matematikten korkuları aşikârdır. Ve genellikle “Hocam biz bunu gündelik yaşamımızda nerede kullanacağız?” sitemiyle karşı karşıya kalıyoruz. Sizce öğrenciler sitem etmede haklılar mı? Bu hususta ne buyurursunuz?

Öğrencilerin evet, matematikten korktukları bir gerçek. Korkularının nedenlerini irdelediğimizde birçok faktör var. Ama ön plana çıkan üç tane faktörden bahsedebiliriz.

Birincisi, gerçekten de matematik zor. Biz içerisinde çok zor kavramların olduğu bir alanla uğraşıyoruz. Mesela bir sayının gelişimine baktığımız zaman bunun insanların binlerce yılını aldığını görürüz. Çok temel bazı kavramların bugünkü haline gelmesi çok büyük beyinlerin uğraşısı neticesinde olmuştur. Ve biz bazen öğrencilerin bu kavramları çok kısa sürede anlamalarını bekliyoruz, bu gerçekçi değil. Dolayısıyla öğrencinin matematikten korkmasının nedenlerinden bir tanesi veya matematikte zorlanmalarının nedenlerinden bir tanesi gerçekten de matematiğin zor olması, doğası itibariyle zorluk yaşatması.

İkincisi, kimi zaman bizim öğretim yöntem ve tekniklerimizden de kaynaklanıyor öğretim üyesi ve öğretmen olarak. Daha çok pedagojik nedenler kapsamında değerlendirebileceğimiz bu sebeplere baktığımız zaman somut materyal kullanmıyor olmamız, teknolojiden etkin bir şekilde faydalanamıyor olmamız ve öğrencinin hangi yöntemle öğrenebileceği konusunda bilgi eksikliğimiz öğrencilerde bu tür sorunların ortaya çıkmasına neden oluyor. Yani bir öğrencide bu fobinin gelişmesinde biz öğretmenlerin yaklaşımları, bazen kullanmadığımız yöntem ve teknolojiler ve metotlar öğrencilerde bu tür duyguların gelişmesine yol açıyor.

Üçüncüsü ise benzer şekilde bazı öğrencilerin kendilerinden dolayı öğrenme güçlüğü yaşadıkları oluyor. Yani biz psikolojik anlamda motive olmamış ve ailesinden dolayı bazı sıkıntılar yaşayan çocukların matematikte zorlandıklarını görüyoruz. Mesela çocuk okula devam edemiyor veya çeşitli fizyolojik problemleri olabiliyor veya zihinsel bazı sıkıntıları olabiliyor. Mesela bir şey öğretiyorsunuz, çocuğun verilen şeyi hafızasında tutma gibi yeterliği olmayabiliyor.  Ve bu da nihayetinde bir fobiye bir korkuya dönüşebiliyor. Çocukların zorluk yaşamasının nedenleri arasında bunları sayabiliriz.

“Biz bunu nerede kullanacağız?” sorusuna gelince, özellikle ilköğretimde çocuğun anlamlı bir şekilde matematik öğrenmesi için gerçekten de gerçek hayatta bizim matematiğin kullanılabileceğine dair bazı örnekler sunmamız gerekiyor. Mesela diyelim ki; bir küp prizmayı anlatıyorsunuz bunu soyut olarak anlatmak yerine günlük hayattan ve çevreden bunlarla ilgili örnekler verip matematiğin günlük hayatla ilişkili olduğunu söyleyebiliriz ve onlara gösterebiliriz. Benzer şey ölçümler için de geçerli veya istatistik için de. Yani biz bugün matematik olmaksızın mesela televizyonda çıkan birçok yayını veya birçok reklamı gerçekten de anlamakta zorluk çekeriz. En basiti seçim sonuçlarını anlamlandırmada zorluk çekebiliriz. Dolayısıyla günlük hayattan örnekler alarak bunu sınıf ortamına taşıyıp onun üzerinde matematik öğretimi gerçekleştirmek bazı öğrencileri motive edebilir. “Ha demek ki, ben matematik öğrenirsem günlük hayatta belli bazı işlerimde bana yardımcı olabilir.” duygusuna sahip olabilirler. Ama şu da bir gerçek, matematikteki her şeyin çok hızlı bir şekilde günlük hayatta uygulanmasına da gerek yok. Belki bunların çok üst düzeyde uygulamaları olabilir. Yani bu konuda da hemen bütün matematiği uygulanabilir bir matematik gözüyle ele almak da doğru değil. Fakat eğer biz, ilkokul ve ortaokul matematiği hakkında konuşuyorsak günlük hayattaki örnekler üzerinden matematik öğretimini biz kimi zaman inşa edebilir ve o şekilde de çocuklar için anlamlı hale getirebiliriz. Çocukların, matematik günlük hayatta ne işime yarıyor sorusunun cevabının bir kısmını da o şekilde verebiliriz diye düşünüyorum.

Peki efendim bu söylediklerinizi toparlama mahiyetinde matematiğin korkunç bir şey olmadığını göstermek adına neler yapılabilir?

Bence bu yargı bir iki gün içerisinde oluşan bir yargı değil. Ve bir çocuğun çocukluk döneminde oluşan bir bakış açısı ve yargı da değil. Evet, birçok öğrenci böyle düşünüyor. Ben bu konuda bir kültür oluşturma açısından yani matematiğin korkulacak, çekinilecek bir bilim dalı olmadığını öğrencilere öğretmek açısından öncelikle öğretmenlere ve sonra da ebeveynlere çok önemli görevler düştüğünü düşünüyorum. Bir defa biz öğretmenler olarak eğer matematiği anlamlı, uğraşılabilir, anlamlandırılabilir bir şey olduğunu öğrencilere taa küçük yaştan itibaren tecrübe ettirirsek öğrenciler matematiğin korkunç bir şey olmadığı noktasında bir bakış açısı geliştirebilirler. Tabi bu dediğim çözümler, öğretmenin niteliğini artırmakla öğretmenin öğretim yöntemini ve tekniklerini geliştirmek ve zenginleştirmekle biz o algının değişmesini sağlayabiliriz ve o algının daha da azalmasına yol açabiliriz. Dolayısıyla ben birinci derecede burada görev ve sorumluluğu öğretmenlerin omzuna yüklüyorum.

Tabi öğretmenlerin de bunu icra edebilmeleri için yani çocuklardaki o duyguyu ortadan kaldırabilmeleri için kendilerine yardımcı olunması gerekiyor. Ve burada da iş aslında üniversite öğretim üyelerine düşüyor. Bir defa öğretmenlerimizin çok iyi kaynakları olması gerekiyor. Çok iyi materyallerin olması gerekiyor. Teknoloji konusunda iyi eğitilmeleri gerekiyor. Ve bunu öğretmenlere bu tür becerileri kazandıracak ve kazanmasına yardımcı olacak kişiler de üniversite öğretim üyeleri. Daha sonra ebeveynlerle ortak şeyler yapılabilir. Belki de okulun bazı günlerinde matematik sevgisiyle ilgili ebeveynlerle toplantılar yapılabilir ve onlar bilinçlendirilebilir. Onun dışında öğrenci motivasyonu ve tutumu için de bazı etkinlikler yapılabilir. Matematiğin günlük hayatta uygulandığına dair çeşitli örnekler kendilerine gösterilebilir. Ve matematik öğretimi icra edilirken kendileri tecrübelerle bu duygudan uzaklaşabilirler. Tabi bu çözümlerin hepsi matematiğin korkunç bir şey olduğu algısını ortadan kaldırmaya yetmez. Yani matematiğin aslında korkunç olduğu ve zor olduğu algısının bazen mümkün olmadığı algısı geçmişte de vardı bugün de var. Bundan sonra da devam edecek.

Ama ne yapabiliriz. Hani bir depreme dayanıklı bir bina yapmak gibi bir şey aslında. Eğer siz depreme dayanıklı bir bina yaparsanız, deprem olduğu zaman daha az hasarla bunu atlatabilirsiniz. Deprem sürekli olacak. Kaçınılmazdır depremin olması. Dolayısıyla matematikten bazılarının korkması da kaçınılmazdır. Ama bizim özellikle öğretmen üzerinde alacağımız yöntemlerle bu sayıyı azaltabiliriz ve minimize edebiliriz. Onun için ben öğretmenlere bu noktada ve dolaylı olarak da öğretim üyelerine çok iyi bir iş düştüğünü düşünüyorum.

Uluslararası sınavlardaki matematik başarımızı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Uluslararası sınavlarda evet, bizim ülkemiz genelde son sıralarda. Bu aslında ülkemizde genel olarak var olan kanaatin de tersine bir sonucu. Çünkü bizim ülkemizde şöyle bir algı var: “Bizim en kötü çocuğumuz, Avrupa’daki birçok çocuktan daha iyi matematik biliyor ve yapabiliyor.” gibi bir algı var. Bu doğru değil. Şimdi TIMSS ve PISA gibi sınavlara baktığımızda o tür sınavlarda daha çok öğrencilerin analitik düşünme becerileri ölçülüyor. Yani çocuk analiz yapabiliyor mu, sentez yapabiliyor mu? Bu tür sorularda da bizim öğrencilerimiz genel olarak başarısız. Tabi ki bunun nedeni de bizim öğretimimizin daha çok işlemsel anlamaya dayalı olması veya kavramsal anlamanın bizim ülkemizde arka planda kalmasıdır.

Genel olarak sınıf içi uygulamalara baktığımız zaman -bunlarla ilgili projeler de yürüttüm- orada şunu görüyoruz, bizim sınıflarımıza daha çok işleme dayalı bir öğretim yapılıyor. Çocuğun, mesela farklı çözüm yolları üretebileceği, sorgulayabileceği, eleştirebileceği; analiz, sentez yapabileceği ortamlar sunulmuyor. Ve bu türden sorulara çok az yer veriliyor. Yani bu aslında malumun ilanı gibi bir şey. Siz nasıl bir öğretim icra ederseniz neticesinde de öyle bir sonuç elde edersiniz. Uluslararası sınavlarda da az önce ifade ettiğim gibi analize, senteze dayalı çocuğun analitik düşünebileceği sınavlara da yer verildiği için biz bu gibi soru türlerinde başarısız oluyoruz. Ve bu yüzden de o sınavlarda maalesef durumumuz kötü değil çok kötü.

Son yıllarda atılan bazı adımlar var. Becerilerin daha çok ön planda tutulduğu müfredat yaklaşımı uygulanmaya çalışılıyor. Öğretmenlere bu konuda eğitimler verilmeye çalışılıyor. Öğretmenlerden mesela analitik düşünmeyi geliştirici şekilde bir öğretim yapmaları isteniliyor. Bunlar teorik düzeyde kabul gören, onaylanan görüşler ama uygulamada ben çok yer bulduğunu düşünmüyorum. Yaptığımız araştırmalar da onu gösteriyor. Onun için biz öğrencilerimizin TIMSS ve PISA’da başarılı olmalarını istiyorsak öğretmenden başlayarak öğretmen ve öğretmen adaylarını iyi yetiştirmeliyiz. Sınıf içi uygulamalarımızı geliştirmeliyiz. Belki ondan sonra başarı gösterebiliriz.

Peki Efendim, matematik öğretmenlerine ve öğretmen adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir? Yardımcı kaynak olarak tavsiye edebileceğiniz eserler var mıdır?

Türkiye’de matematik eğitimi çok uzun bir geçmişe sahip değil. 20 yıllık bir geçmişi var. Ve sevinerek belirtmeliyim ki son 10 yıl içerisinde bu alanda çok ciddi anlamda çalışmaların yapıldığını görüyoruz. Bir çok kitap mevcut artık. Benim dâhil olduğum “İlkokul ve Ortaokul Matematiği”, Abant Üniversitesinden Soner Durmuş’un editörlüğünü yaptığı kitabı kesinlikle öneriyorum. “Kavram Yanılgıları” kitabı var. Değişik üniversitelerimizde öğretim üyesi hocalarımızın yazdığı “Matematik Öğretimi” kitapları var. Bunların dışında birçok eğitim fakültelerimizin eğitimle ilgili dergileri var. O dergilerde de matematik eğitimine ilişkin birçok çalışma var. Artık birçok öğretmenimiz sadece Google’dan dahi mesela “kesirlere ilişkin öğrenci zorlukları” gibi aramalar yaptıklarında karşılarında mutlaka bir iki tane çalışma bulacaklardır.

Ben öğretmen ve öğretmen adaylarının makale veya bu tür kitap çalışmalarından yararlanmalarının çok önemli olduğunu düşünüyorum ve tavsiye de ediyorum. Çünkü o çalışmaların birçoğu sınıf ortamında ve öğrenci-öğretmenden elde edilen verilere dayalı olarak yazılmıştır. Her birinden mutlaka bizim öğrenebileceğimiz bazı şeyler vardır. Onun için dergileri, kitapları çok yakından takip etmelerini tavsiye ediyorum. Bu şekilde biz aslında birçok değişik kişinin tecrübelerinden de istifade etmiş oluyoruz.

Öğretmenlik, ciddi anlamda zor bir iş. Yani bir sınıfa giriyorsunuz, bazen ilgisi eksik, motivasyonu yetersiz öğrencilere hatla bazen ihtiyaç duymayan öğrencilere matematik öğretmeye çalışıyorsunuz. Söyleşimizin en başında da bir matematik fobisinden, korkusundan bahsetmiştik işte bir de birçok öğrenci bu algıyla sınıfa geliyor. Dolayısıyla aslında 1-0 değil de 10-0 geride başlıyorsunuz bazı sınıflarda matematik öğretmeye. Ve tam da bu noktada öğretmen ve öğretmen adaylarının tutumları, yaklaşımları, birikimleri, tecrübeleri önem arz ediyor.

Ben öğretmenliğin her şeyden önce bir “dertlenme” meselesi olduğunu düşünüyorum. Yani hangi konuda olursa olsun bir kişi, eğer yapacağı iş konusunda dertli ise sürekli onun üzerinde kafa yoruyorsa mutlaka bu onun pratiğine etki edecektir. Ve tam da bu sebepten ben burada başarının sırrı olarak dertli matematik öğretmeni ve dertli matematik öğretmen adaylarının yetişmesini arzu ediyorum. Tabi dertli olmakla dertlenmekle de hallonulacak bir şey değil. Yani siz dertlendiğiniz zaman o derde deva olacak çözümler için de çaba göstermeniz gerekiyor. Burada mesela Milli Eğitim’de çalışan öğretmenlerin sürekli hizmet içi eğitimlere katılmaları eğer mümkünse yüksek lisans programlarına devam etmeleri ve kendilerini bu şekilde yetiştirmeleri gerekiyor. Yani bizler sürekli bilgilerimizi güncelleyerek matematik eğitim ve öğretiminin kalitesini artırabiliriz. Benzer şey öğretmen adayları için de geçerli. Ki benim gördüğüm kadarıyla 10-15 yıl sonra kadar Türkiye’de artık okullarımızda yüksek lisans ve doktoralı birçok öğretmenimiz müdürümüz olacak. Ve bu şekilde daha bir akademik bakışla biz sorunlarımızı ele alabilir ve çözebiliriz. Onun için ben dertlenmek ve gayret etmek ve sürekli kendimizi geliştirmek kaydıyla Türkiye’de matematik eğitim ve öğretiminin kalitesini artırabileceğimizi düşünüyorum.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Böyle bir fırsat verdiğiniz için sizlere teşekkür ederim. Genelde “Öğretmenler Odası” ile ilgili negatif bir algının olduğunu düşünüyorum, özellikle öğretmenlik uygulaması ve öğretmenlik deneyimi dersimizden yola çıkarak. Bazı öğretmen adaylarımız okullara gittiklerinde eğitim ve öğretim dışında daha farklı şeylerin konuşulduğu noktasında şikâyetçi oluyorlar. Bu durum da aslında öğretmenler odasında konuşulan şeylerin niteliğinin arttırılmasına dönük olarak bazı çalışmaların yapılması gerektiğini ortaya koyuyor.

Derginizin tam da bu noktada ciddi bir işlevinin olduğunu söyleyebilirim. Öğretmenler odasında öğrenci zorlukları, yanılgıları; öğrencinin başarısızlığının nedenleri ve bunların çözümlerinin neler olabileceğine dair düşüncelerin paylaşıldığı bir ortam haline gelmesini ümit ediyorum. Eğer öğretmenler odasına biz bu tür yayınlarla bu tür çalışmalarla girersek oradaki değişimin de mutlaka öğrencilere yansıyacağına inanıyorum. Ve bu hususta sizleri tebrik ediyorum.

Efendim, kıymetli vaktinizi bizlere ayırdığınız için çok ederiz.

Ben teşekkür ederim.

 

Dergimiz adına röportajı yapan: Tuba Gül
Röportaj yapılan: Doç. Dr. Erhan Bingölbali

(Bu yazı 2702 kez görüntülendi.) 2015-05-16
 
Sayfaya Yorum Ekle
Adınız  E-posta
Yorumunuz
 
 
   
 
İstanbul - İbrahim Hakan KARATAŞ E-posta: ihkaratas@gmail.com
www.materyal.org.trwww.oncuegitimciler.org.tr www.egitimakademisi.org.tr