Öğretmen ve Eğitim Dergisi     

 
Abonelik
Anketler
Editörden
Film Kulübü
Güncel Yazılar
Haberler
İktibas
İletişim
İyi Örnekler
Karikatür
Profesyonel Gelişme
Röportajlar
Tüm Sayılar
Ünlemler
Web Siteleri
Yazar Öğretmenler
Yazarlar
Yazı Gönder
Yorum Yaz
- EDİTÖRDEN

11. Sayı- Editörden

Öğretmenin de Yenisi (mi) Makbuldür? Öğretmenler Günü’nde bir emektar öğretmenle tanıştım. Devlet okullarında 25 yıl görev yaptıktan sonra
   
- Sosyal Ağlarda Bize Katılın
Öncü Eğitimciler Facebook SayfasıÖncü Eğitimciler Twitter SayfasıGoogle Grupları
 Gürhan GÜRSES- Molla Kasım
(Bu yazı 1670 kez görüntülendi.)
 

MOLLA KASIM

                   “Aşk gelince cümle eksikler biter” mısrası dahi onun felsefesine, idealine ve hayata bakışına referans olur. Aşk gelecek ve her şeyi bertaraf edecek. Aşk gelecek ve her kapıyı açacak. Aşk olsun Derviş Yunus, aşk olsun. Ömrümüze aşk dolsun senin şiir ve yaşam çeşmenden… Kana kana aşk içsin bu âlem, doya doya aşk terennüm etsin bu âdem. Kemter olana ne yazık, nasiplenmeye ne hüsran, idrak edemeyene ne hüzün!

            “Ben gelmedim kavga için, ben geldim sevgi için

            Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim” Bir kuru kavgadır günümüzde yapılan; içi boş ve kof, dışı yaldızlı ve cilalı… Çok şahane bir konak lakin iç harap. İşte vaktimiz insanı… Taht için baht için halt edenler birazcık da manevi tahtınızı ve bahtınızı süsleyin.

            Yunus Emre’dir yolumuzun çerağı, Yunus Emre’dir ömrümüzün sevgi durağı… Oku şayet nasip istersen sevgiden yana, oku şayet talep edersen aşktan yana… Oku şayet bir lisanı zarif görmek istersen… Kelâmın kibarı kibarın kelâmıdır kavlince oku… Oku şayet hisli bir yürek olmak istersen…

            Malum Yunus Emre, Taptuk Emre'nin dergâhına girer. Kendisine dergâh için odun toplama görevi verilir. Yunus Emre akşama kadar dolaşır uğraşır hep dümdüz odunları bulur getirir. Taptuk Emre sorar: “Dağda hiç eğri odun kalmadı mı?” “Var” der Yunus Emre: “Ama bu dergâhın kapısından odunun bile eğrisi girmez…” Ne kadar odun var memlekette, hem de eğri büğrü… Ve ne kadar da ikballeri açıktır makam okyanusunda… Ne kadar yamuk, ne kadar eğri, ne kadar dönek bir zamana düştü cism-ü canımız ey canlar! Yunus olmak kolay mı? Taptuk’un kapısında eğri durmak olur mu?

                          “Cümleler doğrudur sen doğru isen

                Doğruluk bulunmaz sen eğri isen." Payelenemeyen bizden değildir işte, sayelenemeyen (gölgelenemeyen)Yunus ağacından bizden değildir. Doğruluk rafa kalkmış, doğru söyleyenler yola koyulmuş, kaç köyden beter kovulmaya aday olmuş… Kalk Yunus’um kalk, bu iller bizim ama bize düşman olmuş. Bize yüz çevirmiş, bize rest çekmiş, bize posta koymuş. Dilimizde sen, torbamızda sen… Üç kuruşa inmiş değerimiz, üç kuruşluk olanlar kıymete gelmiş. Kalk Yunus’um kalk, dilimiz bize yabancı olmuş, köhnemiş zihniyetler bize dil olmuş… Dile gelmez olmuş ecdadın ismi dahi, lüzuma yer kalmamış üstadın dahi lafzı… Öz yurdunda seni yeddi ceddine değin bilenler etiketlerin yaftaların karşısında sus pus olmuş. Haksızlık karşısında konuşmayan dilsiz şeytandır.  

            Fuzuli gibi sitayişim var “Selam verdim rüşvet deyu almadılar…” Kadri musallada bilinen Baki’nin naşındaki gibi herkes saf saf olacaksa eğer, sonsuz bir hamaset edebiyatı yapılacaksa ardımızdan kalsın, Ziya Paşa gibi istemem dürrü güher yağsa da semadan, istemem. Eşref gibi şunu söylemek isterim: “Çalmasınlar tek mezar taşımı…” yeter de artar bile… Çalmasınlar Allah rızası için tek mezar taşımı istemem. Diyojen gibi “Gölge etmesinler başka ihsan istemem.”

                Yunus’sun sen. Anadolu’sun. Sevgisin.

             “Gelin tanış olalım işi kolay tutalım

              Sevelim sevilelim dünya kimseye kalmaz” diyensin sen. Âleme sevgi pompalayan bir deposun… Âlemi aşka davet eden bir dervişsin. 

            Mevlana’nın vefatını haber alan Yunus Emre buna çok üzülmüş, ağlamış, onun türbesinin yapımında ırgat olarak çalışmaya başlamış. Taş, tuğla taşıyormuş. Bir seher vakti baş mimar inşaatı kontrole geldiğinde bir işçinin tuğlayı “Allah, Hak!” diyerek fırlattığını, tuğlanın havada bir kaç kere döndükten sonra kubbede yerini aldığını görmüş “Kimdir bu?” diye yaklaşınca Yunus’u tanımış. Yunus, kerameti ortaya çıktığı için Konya’dan ayrılmış. Kendine bir şeyh aramak için yollara düşmüş. Yol üzerinde rastladığı bir tekkeye kapılanmak istemiş. Perişan kıyafeti yüzünden tekkenin müritleri Yunus’la alay etmişler. Bu tavırlara alınan, gönlü incinen Yunus şu şiiri söylemiş.

            “Dervişlik dedikleri

Hırka ile taç değil

Gönlün derviş eyleyen

Hırkaya muhtaç değil” Gönlünü bir paçavra gibi ayan edip onunla benliğini yok eden Yunus; o gönle süs ve örtü olan ve onunla değer kazandığını zanneden softalara, cahillere adeta bir ders vermiştir.

       “Yunus Emre der hoca

       Gerekse bin var hacca

       Hepsinden iyice

       Bir gönüle girmektir” Gönül Allah’ın evidir. Gönlü temiz olan yalnızca rabbine ulaşabilir. Gönlü pak olan o aşk şarabından içebilir. Gönlü temiz ve saf tutabilmek hacdan daha ziyade kalp kırmamak önde gelir. Bunu yapabilenler o pak ve saf gönülle mutlak cemale ve güce ulaşacaktır.

            “Elif okuduk ötürü

            Pazar eyledik götürü

            Yaratılmışı hoş bildik

            Yaratandan ötürü” diyen Yunus bir noktadan cereyan edip kendisine vücut bulan aşk

illetini zilletini ilahi menfeze sokup elifi elifine yazıp tozmamış mı? Aşk bir nokta idi onu cahiller çoğalttı sözü gereğince, dört kitabın manası bir elifte saklıdır düsturunca, noktadan elife, eliften diğer harflere, diğer harflerden kelimelere ve oradan da cümlelere değin sinen AŞK olayı bütün sevdaların dahi cünun hallerin fonu değil de Ney’idir şimdi? 'Ete kemiğe büründüm / Yunus diye göründüm' diyen Yunus aslında bir nurdan gayri nedir?

            Yunus Emre’nin ölümünden yıllar yıllar sonra Molla Kasım adında bir kimsenin eline Yunus Emre’nin şiirleri geçer… Eline geçen kitap Yunus Emre’nin üç bin sayfalık bütün şiirlerini kapsayan bir kitaptır ve dahası bu kitaptan başka bir tane daha yoktur…

            Molla Kasım oturur dere kenarına, yok bu şiir dine aykırı, bu şeriata aykırı, bu haram, bunu beğenmedim diyerek bir kısmını yakar, bir kısmını dereye atar. Üç bin sayfalık kitaptan geriye bin kadar sayfa kalmıştır ki Molla Kasım şu beyit ile karşılaşır:

 

            “Derviş Yunus bu sözü

Eğri büğrü söyleme

Seni sigaya çeken

Bir Molla Kasım gelir” tam Molla Kasım’dan yüz sene evvel yazılmıştır bu şiiri. Sigaya çekmek; sorgulamak hesaba çekmek anlamındadır… Bu şiire denk gelen Molla Kasım’ın beti benzi atar. Eli ayağı birbirine dolanır. Molla Kasım anlar ki Yunus Emre bir Allah dostudur… Bu kadar zaman öncesinden Yunus’un eylediği bu keramete şaşırır ve telaşla dereye atlayıp sayfaları toplamaya çalışır… Pişmanlık, üzerinde mürekkebin inci gibi durduğu sayfaları geri getirmeyecektir elbette… Yakmadığı, suya atmadığı şiirleri de bir hazine gibi saklar. Halkımızın rivayetine göre; bu yüzden Yunus Emre şiirlerinden binlercesini göklerde melekler, binlercesini denizlerdeki balıklar, kalan binlercesini de insanlar söylermiş.

             İşte Yunus Emre… Gerisi size kalmış ey zarif ve latif okuyucu…

            Meleklere ve balıklara bırakmayalım Yunus’un şiirlerini…

             Lütfen Yunus okuyun, Yunus okutturun.

(Bu yazı 1670 kez görüntülendi.) 2015-05-30
 
Sayfaya Yorum Ekle
Adınız  E-posta
Yorumunuz
 
 
   
 
İstanbul - İbrahim Hakan KARATAŞ E-posta: ihkaratas@gmail.com
www.materyal.org.trwww.oncuegitimciler.org.tr www.egitimakademisi.org.tr